Kaç kez kendimden uyanıp bir sürgün yeri olan benliğimin derinliklerinde en azından gerçek bir acıya sahip mutlu insan, sıkıntı yerine yorgunluk duyan mesut insan, ıstırap çektiğini farz edeceğine ıstırap çeken, ölmeye yatacağına, evet, kendini öldüren herkesin "insanı" olmanın katbekat daha iyi olacağını sezmedim mi!
bütün muğlak umutlarımın hüsranla sonuçlanacağını kabullenmiş biri olarak, umutla hayal kırıklığını aynı anda tatmanın özel zevkinin ıstırabı içindeyim.
kaderin oldum olası en büyük eğlencesi, kendine ait şeylere karşı bende sevgi ya da istek uyandırmak olmuştur, sırf ertesi gün o şeye sahip olmadığımı asla da olamayacağımı göreyim diye.
gönlüm neyi arzuladıysa ya da bir anımı, en azından bir anın düşünü neye vakfettiysem, en üst kattaki bir saksıdan düşmüş bir taş gibi kapımın önünde bin parçaya ayrılmıştır.
Canlı olmaktan duyduğum tiksinti öyle büyük, dehşet öyle kudretlidir ki, ne sakinleştiriciler, ne panzehirler, ne merhemler ne de unutuşlar kâr eder. Uyumaktan bütün varlığımla iğrenirim. Ölmekten bütün varlığımla iğrenirim. İlerlemek ve durmak iki aynı, iki imkansız şey. Umudun, inançsızlıktan farkı yok, ikisinin de hamuru soğuk ve külle yoğrulmuş. Boş şişelerle dolu bir rafım ben.
Ve yine de, parlak gün usulca çekilirken çoktan silinmiş vedası sıradan gözlerime değdiğinde, nasıl da burnumda tüter gelecek!