Méséglise'i, Balbec'i arzuladığım gibi, Méséglise’li veya Roussainville'li bir köylü kızını, Balbec'li bir balıkçı kızı arzuluyordum. Koşulları keyfimce değiştirsem, bu kızların bana verebileceği hazzı o kadar gerçek bulmaz, ona inanamazdım. Paris'te Balbecli bir balıkçı kızla veya Méséglise'li bir köylü kızıyla tanışmak, birinin bana kumsalda görmediğim denizkabukları, ormanda bulmadığım bir eğreltiotu vermesine benzer, kadının bana vereceği hazdan hayal gücümün ona yüklediği bütün hazları düşmek anlamına gelirdi. Ama Roussainville Ormanı'nda bu şekilde, yanında sarılacak bir köylü kızı olmadan gezinmek de, bu ormanın gizli hazinesini, derindeki güzelliğini görememek demekti. Şaşmaz bir biçimde yaprakların arasına gömülmüş halde hayal ettiğim bu kızın kendisi de, benim gözümde o yörenin bir bitkisiydi, yalnız diğer bitkilerden daha üstün bir türdendi ve yapısı yörenin gizli lezzetini diğer türlere oranla daha yakından tatmaya izin veriyordu. Buna (ve kızın bu lezzeti tatmamı sağlayacak olan okşamalarının da farklı olacağına, bu okşamaların hazzını o kızdan başkasıyla yaşayamayacağıma) inanmam kolaydı, çünkü çeşitli kadınlarla yaşanan hazzın bu kadınlardan soyutlandığı, genel bir kavrama indirgendiği ve dolayısıyla kadınların hiç değişmeyen bir hazzın birbiriyle ikame edilebilir vasıtaları olarak algılandığı yaşa gelmemiştim henüz, daha uzun süre boyunca da gelmeyecektim. O yaşta, haz, bir kadına yaklaşırken güdülen amaç, önceden hissedilen heyecanın sebebi olarak zihinde tek başına, ayrı, dile getirilmiş bir halde mevcut değildir bile. Onu tadacağımız bir haz olarak düşünmeyiz pek, daha ziyade kızın cazibesi olarak adlandırırız, çünkü kendimizi değil, sadece kendi benligimizin dışına çıkmayı düşünürüz. Bilinmeden beklenen, kendiliğinden var olan bu gizli haz