“Hayat her şeyi elekten geçiriyor ama bazıları elekte kalıyordu. Kalanlar ya o delikten geçebilecek kadar küçük olmadıkları için ya da çok sağlam durdukları ve iyi tutundukları için kalıyorlardı. Ancak artakalan tüm anılar, çok iyi oldukları için değil, önemli oldukları için yaşamaya devam ediyorlardı. Elenmeleri mümkün olmadığından. Aralarından bazıları ise değeri, bir yüzük gibi özenle saklanmayı hak ederdi. Onları yeniden anımsamak, tıpkı bu değerli yüzüğü elinde taşımak gibiydi. İnsan, biraz gurur, hafif bir kaygı ve büyük zevk duyarak bakardı ona.”
“Doğduğunuz andan itibaren kaybetmeye başlarsınız. Aslında hayatın kendisi büyük bir kayıpla başlar. Doğmak, annenizin sıcak bedeninden ayrılmaktır. Sonra anne memesini, sonra anne kucağını, sonra sorumsuzluğunuzu, sonra çocukluğunuzu, bazı hayallerinizi, bazı umutlarınızı ve pek çok olasılığınızı kaybedersiniz. Fark etmeseniz de kaybedersiniz, kaybettikçe öğrenirsiniz. Dayanmayı, yenilenmeyi, yaratmayı...”
“Yıllardır hep bunu yapıyorum ben. İsteklerimi önce hak etmem, sonra da hak ettiğime karşımdakini inandırmam gerektiğini düşünüyorum. Ama inandırmaya çalışmak aynı zamanda onu rahatsız etmek demektir. Onun için bu iş başlı başına bir işkenceye dönüşür. Kendini uzun uzun anlatmak, bir şey istemek ya da en azından anlaşılmak için uğraşmak o kadar sinir bozucu bir kıvranmadır ki bunu yapacağıma hiçbir şey istememeyi hatta konuşmamayı tercih ettiğim çok olmuştur.”