Kaybolan, Tarık Tufan'dan okuduğum üçüncü kitap. Bir önce okuduğum kitap Şanzelize Düğün Salonu'ydu. Çok da beğenmiştim anlatımı ve olay örgüsü etkileyiciydi. Kaybolan'ı da okurken böyle bir beklentiye girdim başta ama maalesef kitabın ilk 200 sayfası beni hiç sarmadı ve zoraki okudum sayfaları. Kitapları yarım bırakamama gibi bir takıntım vardır, ya devamında iyi bir şey gelirse diye. İyi ki de devam etmişim dedim çünkü geri kalan sayfalar beni düşündürdü, duygular içinde 'kaybolmaya' başladım ve olayların birbirine bağlantısını çok beğendim. Karakterlerin her birinin yaşam öyküsü insanın içine dokunacak tarzdan. Üzülüyorsunuz, o karaktere bürünmeye başlıyorsunuz, o siz oluyorsunuz. Yıldız, Hakan, Sonay ve Reha İleri. Hepsi kayboluşun başka bir tanımı, vücut bulmuş hali.
Beni en etkileyen olay ve cümle; (spoiler)
Deprem olurken Hakan'ın Sonay'a yardım etmemesi. Hakanın kaçıp kurtulması, Sonay'ın enkaz altında kalması (Hakan, Sonay'ın öldüğünü düşünür) ve 20 yıl sonra Hakanla Sonay'ın tekrar karşılaşması, ifadesi alınacak olan Hakan'a, Sonay'ın ''Beni yeniden karanlıkta bırakmayacaksın değil mi?'' diye sorması.
İşte bu kısım beni mahvetti.
Keşke kitabın başları çok fazla içimi bunaltmamış olsaydı, onun haricinde gerçekten güzel bir kitap. Okunulası.