Deli gibi halı sahada top koşturanlar; çeşitli kurslara yazılanlar; kibritten ev, şişe içinde gemi, marangozluk yapanlar; balık tutmaya kalkışanlar da olur... Bu, unutmaya çalışmanın hüzünlü bir deliliğidir... Onunla birlikte kendinizi de kaybetmeye çalışırsınız aslında... Kendinize “Yaşam devam ediyor, geçip gidecek” dersiniz... Unutur musunuz peki? Bu, zamanla ilgili bir şeydir... Parmağına çekiç vurmuş bir insanın, elini deli gibi sallayıp zıplaması, söz konusu acıyı asla geçirmez...
Kırık kalpleri götürürsün peşinden, çocukken yarım bıraktığın ekmekler gibi, ardınsıra koşarlar. Olmadık bir zamanda kendilerine dair şarkıyı kulağına fısıldar her biri. Duymam artık sanarsın, dudağın o bildik melodiye hüzünle eşlik ederken, sen içindeki boşluğu bir başka boşluğa savurup avunursun. Kendi kırıklığını bir başkasının peşine takınca suskun ve çaresiz, belki, o zaman...
“Neye benziyo biliyor musun? Eskiden kaldığım yurtta camlar, içerisi dışarıdan gözükmesin diye beyaz yağlıboyayla boyanmıştı. O boya tabakasındaki küçücük bir delikten bakınca dışarıyı görüyordum ben… Hele baharda, öyle güzel gözüküyordu ki… İşte seninle olmak, o bembeyaz ya da siyah şeyin ortasında küçücük bahara bakan deliği bulmak gibi.”
İrili ufaklı insan piç olduOnlar doğdu geçinmesi güç oldu Altı arap atlı şahbaz nic’oldu Mamur sandım yalan dünya çürümüş Okuttuğun tutmaz oldu âlimler Kalktı da kitaptan arttı zulümler Terlemeden mal kazanan zâlimler Can verirken soluması zor imiş
Dadaloğlu
Zamanın hangi mavisi islenip griye dönmedi ki? Kimin çocuk sesi, zaman geçirmez bir ortamda, acı değmeden, olduğu gibi kalabildi.
…
İyi olan her şey hep eskiden miydi?
“Sen yine de beni tanıdığın için o kadar mutsuz olma” diyor, peki, olmam. İstediğimiz zaman birbirimizi arayabiliriz. Hatır felan sormak için yani. “İki medeni insan gibi”… Tabii, ben bir kertenkeleyim ya, kopan kuyruğum yeniden çıkınca ararım seni.