Gündöndü sopasından oltalarımızla söğüt ağaçlarının gölgesine sığınıp adını şimdi anımsamadığım parmak kadar balıklar yakalar, büyüsün de tekrar gelsin diye çaya geri bırakır, yeşile dönmüş suda kaybolmalarını izlerdik.
Yalnız değildim elbet, fakat yanımda kim vardı?
Domatesi, peyniri katık ettiğimiz, ekmeği bol tuttuğumuz sıcak yaz günleri.
Sahi karpuzu unutmamak lazım.
Nerelere götürdü beni Mahir Ünsal Eriş.
O mahallede yaşamış mıydım ben de?
O yokuşu tırmanmış, o korulukta nefeslenip saklanmış mıydım?
Tokmiş bakkaldan bayram sabahları avuç avuç aldığım sakızlar, akide şekerleri ile doldurmuş muydum ceplerimi?
Deniz kızlarına oldum olası inanırım, kirli bir çadırın içinde panayırda görmüştüm tee o zamanlar. Tam da hayal ettiğim gibi! Denizden bu kadar uzak olunca mutsuz olması normal tabi.
Sigaraya halka, şişman kaleciye penaltı.
Soyulmuş, yamru yumru olmuş topun havası inik olur, ille de tümsek bir yere konurdu. Maradona gibi, Live is life tadında bir adamdım! Yoksa nasıl kurtaracak çektiğim şutları?
“All together now.”
Münevver’in İbo’ya sorduğu soru kaldı aklımda;
“Unuttuğumuz hatıralar nereye gidiyor?”