Zayıflığımızı -kimsesizliğimizi, yalnızlığımızı, savunmasızlığımızı- en çok açığa vurduğumuz zamanlar, özellikle kırılgan olduğumuz uyku, dışkılama ve yemek yeme anları değil midir zaten? Yalnızlara yönelik menü çıkarmada alışveriş merkezlerindeki yemekhanelerin üstüne yoktur.
Hapishanede olmaktan farksızdı. Hapishanede insanın üstüne üstüne gelen duvarlar da, demir parmaklıklar da cilalı aynalara dönüşüp mahkumu (kendisine) yansıtıyordu kuşkusuz. Hapiste insana eziyet eden şey, bir an için bile olsa kendinden kaçamamasıydı. Ben de, benliğin o sımsıkı kapalı torbasının içinde kıvranıp duruyordum.
...Bir anda resimlerin olduğu kitabı yırtıp ikiye ayırdım. Aynı anda kalbimin de yırtıldığını hissettim. Bu yırtıktan, içim çürümüş yumurta gibi akıp dışarı çıktı. Boş bir kabuğa dönüşmüştüm.