"Kitaplar mutluluğa açılan kapılardır. Yaşayamadığınız dünyaları tecrübe etmeniz için sunulan imkanlardır. Hiç bilmediğiniz hayatlara uzanan köprülerdir. Kitaplar güçtür, umuttur, ışıktır. Kitaplar ihtiyacınız olan her şeydir ve aşağılanmayı, alay edilmeyi hak etmezler. "
Selammm
Bugün Kayahan Demir'in yazmış olduğu "İstanbul Portresi" adlı kitabı yorumlayacağım.
Kitbımız tarihi, polisiyeyi günümüz teknolojisiyle harmanlamış. Bunu o kadar iyi yapmış ki roman adeta içinize işliyor.
Şahsen bende öyle oldu. Romanı okurken kendi adıma çok üzüldüm. Kendi sanatımızı bilmediğimi fark etmekti beni üzen. Kitapta sanatımızın en değerlilerinden olan Osman Hamdi Bey'in konusu geçiyor. Osman Hamdi Bey meğersem ne kadar harika biriymiş... Ve ben bunu kitabı okuyana kadar bilmiyordum denebilir. Sanattan ne kadar uzaklaşmışsak artık bunu bile çok geç öğreniyoruz. İşte tam olarak üzüldüğüm yer buydu.
Kitapta Vincent Van Gogh'tan da bahsediliyor. Gogh değeri kendi yaşadığı zamanda bilinmemiş ama şimdilerde çok popüler olmuş bir ressam. Hamdi Bey ise kendi yaşadığı dönemde çok popüler olan ama şimdi ismini dahi unuttuğumuz bir ressam ne acı değil mi?
Neyse konuyu çok da dağıtmak istemiyorum. Biraz da kitabımız hakkında konuşalım.
Polisiye kitap okumayı zaten çok severim ama bu kitaptaki bilgiler ve vermek istediği mesaj sayesinde tek kelimeyle büyülendim denebilir. Keşke daha önceden okusaydım dedim.
Son sayfasına kadar heyecanla okudum.Özellikle tarihi ve sanatsal bilgiler kazandırması çok hoşuma gitti benim.
Kesinlike gözüm kapalı tavsiye edeceğim kitaplardan birisi oldu.
Yazarın diğer kitaplarını da alıp okumayıp düşünüyorum hatta .
Kitap Puanım: 10/10
"Bugün sanatı ayrıştıtırsak, yarın dünyadaki canlıları 'insan, hayvan, ağaç' şeklinde sınıflandırırız. Benzer şekilde insanları da kadın-erkek diye cinsiyetçi bir yaklaşımla ayrıştırıyoruz. Peki sonrasında ne mi oluyor? Güçlü olduğunu düşünen taraf, diğerini yok ediyor! İşte biz buna cinayet diyoruz. "
"Bir insan neden unutur ve sonra neden unutulmuşu hatırlar."
Selammmm
Bugün benim de çok sevdiğim William Shakespeare'in "On İkinci Gece" kitabını yorumlayacağım. Gerçi yazarımız kitabın ismini "Twelfth Night or What You" yani "On İkinci Gece ya da Siz Nasıl İsterseniz" olarak koymuş. Okurlara kitabın ismini belirleme özgürlüğü verdiği için hem hoşuma gitti hem de böyle bir şeyi ilk defa gördüğüm için tuhafıma kaçtı
Ben normalde de tiyatro okumayı özellikle de Shakespeare okumayı sevdiğim için bu kitabını da eğlenerek okudum. Ancak tabi ki bir Romeo ve Juliet ya da Hamlet gibi olamaz.
Kitapta şaşırdığım bir şeyse normalde klasiklerde bir önsöz kısmı bulunur bu kitapta önsöz kısmı yoktu. Önsöz okurken biraz sıkıldığımdan bu benim için iyi oldu.
On İkinci Gece'nin konusu Sheakspeare'in diğer romantik komedilerinde olduğu gibi aşktır.
Yanlış anlaşılmalar kitaba komedi havası katmış. Hatta bundan dolayı ben sonunun kötü biteceğini falan düşünmüştüm ama sonunda bütün düğümler çözüldü ve mutlu sonla bitti.
~
Konusu:
Gemi kazasından kurtulmuş olan Viola, kendisine çok benzeyen abisi Sebastian'ın kazada öldüğünü düşünür ve onun kılığına girerek aşık olduğu Illyria Dükü'nün yani Orsino'nun hizmetinde çalışmaya başlar.
Orsino ise Olivia'ya aşıktır. Kılık değiştirmiş Viola ile Olivia' ya haberler ulaştırır. Bu sırada Olivia ise Cesario'ya (kılık değiştirmiş Viola'ya) vurulur.
Onlar bu üçgenin içindeyken Sebastian çıkagelir.
Ve bu yanlışlıklar komedyası bir şekilde çözüme ulaşır. ( Artık nasıl olduğunu da siz okuyunca görürsünüz)
Kitap Puanım: 7.6/10
"Gerçi doğa çoğu zaman fesatlıkları
Güzel bir duvarın ardına gizler."
"Gençlik dayanıklı kumaş değil;
Tez yıpranır, elden gider."