"Sorun yüzüm mü?"
Afallayarak geri çekildim.
"Sen saçmalıyorsun."
Bana doğru bir adım daha attı, üstüne öylesine geçirdiği gri tişörtü bir anda çıkarıp yere savurdu, gözlerim şokla irileşti. Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki... Ellerini göğsündeki yanığa vurdu, ardından parmağını nefes boşluğundan başlayıp kasığına kadar inen dikiş izi boyunca kaydırdı.
"Sorun bunlar mı? Bunları saklarım yanındayken," dedi gözlerimin içine bakarak. "Sorun yüzüm mü? Yanındayken hiç ışığı açmam eğer bu seni korkutuyorsa. Kaçma." Geri adımlar atarken kaçacak yerimin kalmadığını anladım. Sırtım sokak lambasının kalın direğine yaslandı. Ona hissettirdiğim bu şey bana o kadar ağır geldi ki ona böyle hissettirdiğim için kendimi öldürebilirdim.
Sertçe yutkundu. "Sorun yüzüm mü?"
Ellerim soğukta yeterince yanmıştı, bir kez de ateş yaksa ne olurdu ki? Elimi kaldırıp izli yüzüne avucumu bastırdım. Çatık kaşlarla gözlerimin içine bakarken avucumu yanağına bastırmamla gözleri kısıldı, kaşlarındaki o çatık çizgilerin bir anlığına yok olduğunu gördüm. Başparmağımla elmacık kemiğini yavaşça okşadım, başımı iki yana salladım. "Hayır," diye fısıldadım. "Sen çok güzelsin. Yüzün çok güzel."
Sayfa 218 - Dokuz Yayınları