“Avuçlarımda ufalayıp durduğum toprak birikintisinin altında kaybettiğim can parçam dururken, nasıl olur da yüreğim ısınır ki zaten? Nasıl olur da kalbim sahibinden bu kadar uzakken delicesine yaşamak ister gibi atabilir?”
“Ama en çok beni sevdiğin için teşekkür ederim... Sevgin... O kadar büyük ve değerli ki dünya dursa sırtıma alıp döndürecek kadar güçlü hissettiriyor.”
“Seni seviyorum,” dedi kadın.
Adam tekrar alnından öptü. “Seni çok seviyorum, Ayşem...”
“Merhaba,” dedi Doğan, gülümseyerek. Ayşem de başını geriye atıp gülümsedi. “Buyurun.”
“Dünyaevi burası mı, gireceğim de.”
“Evet, burası lakin giriş var çıkış yok.”
“İyi o zaman,” diyerek girip kapıyı kapattı Doğan.
“Girdim gitti.”
“Deli.”
“Ne oldu?” dedi yanına gelen kadına.
“Tahtını elinden alacağım dedim, ‘Kız doğurarak mı?’ dedi. Ben de ‘Evet,’ dedim, ona kızdı. Ne kadar emin benim sürekli kız doğuracağımdan. Hem benden emin hem de Helin'den. Neden hiç söylemediniz annene, cinsiyeti erkek belirliyor diye? Ne doğuracağım sana kalmış, kız doğurursam benim de erkek doğurursam mı senin?”