Babanla ben, cam duvarları delip geçmek için tekrar tekrar hızlanıp gözlerimiz kapalı koşuyoruz; birlikte, yan yana. Bazen ben onun önünde, bazen o benim önümde, el ele. ‘Bunu başarabilecek miyiz?’ diye soruyor baban. Başarabilecek miyiz? diye soruyorum ben, ama soramayız; yalnızca başarmak zorundayız. Başka seçeneğimiz yok. O duvarı her defasında delip geçmek zorundayız. Kesikler içinde kalsak bile, umutsuzluk bizi ele geçirse bile o duvarı delip geçirmeyi sürdürmek zorundayız. Başka bir seçenek yok.
Sorun yalnızlık degildi. Yalnızlığım yeni bir şey değildi,beni çok da etkilemiyordu, benim bir parçamdı, şimdi de öyle,doktorun stetoskopunu taşıdığı gibi yanımda taşıyorum onu...