Ahmet Ümit'ten okuduğum ilk roman. Aslında Ahmet Ümit'e başlamak gibi bir niyetim de yoktu sadece uzun zamandır kitap okumadığım için ince bir roman okumak istedim ve bu denk geldi. Kütüphane görevlisi de yazarın en beğenilmeyen ve ince kitabını seçtiğimden bunu anlamış olacak ki ince diye mi aldın dedi :)
Ben genel hatlarıyla beğendim kitabı aslında. Daha sonrasında kitap hakkındaki yorumlara bakmayı, fark etmediğim bakış açılarını görmeyi severim. Ama çoğunluk kitabı beğenmemiş, zaten puanı da pek yüksek değil sitede de. Ama ben beğendim ve kararımın arkasında durmak istiyorum. Sırf çoğunluk beğenmedi diye kitaptan soğumak mantıklı değil. (Arada istemeden de olsa bu durumu yaşadığım oluyor, bazen kitap hakkında çok fazla dikkat etmediğim konularda olumsuz yorum görünce soğuyorum o kitaptan. Ama bu öyle değil. Benim için de mükemmel bir kitap değil beğenmediğim noktalar da oldu. Ancak genel hatlarıyla güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum.)
Kitap 12 Eylül döneminde hapse girmiş, dönemin solcu gençlerinden birinin araştırma için gittiği köyde geçirdiği kaza sonucu yardım ararken bir cem toplantısına denk gelmesi ve uzaktan dinlemeye karar vermesi üzerinden ilerler. Toplantıda bahsedilen gençle kendi hayatı arasında paralellikler olduğunu fark eder. Kitap intihar eden İsmayil'in ortaya dökülen yaşantısıyla Süha'nın geçmişinden izler bulması geçmişine dönmesi üzerinden ilerler. Bir alevi genci olan İsmayil (yazar köy ağzıyla böyle yazmayı tercih etmiş)'in hakikate ulaşma çabasıyla, solcu bir genç olan Süha'nın halkı için verdiği savaş... Amaca bakarsak tamamen farklı belki de zıt denebilir ama savaşın süreci, cahillerle olan mücadele daha doğrusu cahiller için onlara rağmen ve onlar için savaşmak... İsmayil alevilikteki yozlaşmadan yakınmakta, din adamlarının eskisi