"Ve sonra: Kim Allah'tan sakınırsa Allah da onu korur. Kim Allah'a dayanır O'na güvenirse o ona kâfidir. Kim O'na şükrederse daha fazlasını verir. Kim O'na (karşılık beklemeden) borç verirse Allah da onu mükâfatlandırır. Takva ehli Allah'ın ehlidir. Öyleyse takvâyı kalbini kendisiyle imar ettiğin şey, gözünün cilâsı kıl. Öyle ki niyeti bulunmayanın ameli yoktur. Haşyeti (korkusu) olmayanda da hayır yoktur."
"Her şeyi anlıyorum da parayı kendi yerine oturtan insan, kendisi nereye oturacak. Sahip oldukları insana değil, insan sahip olduklarına değer biçebilir değil mi? Eşyaların onuru olmaz ki..."
O zaman aşkımın gücüyle bir adım daha atabildim. Dedim ki: "Olmaz. Ölüm bana yasaktır. Benim sesim var. Palankama sesimi de vereceğim. Ciğerdelenimi anmak, onun efsânesini okumak için sesimi kurtarmalıyım. Fâni hayat kandilini söndürmemek gerek. Mihnet tepesinden in! Hisarının yangınından yüz çevir! Bu yükseklikte böyle bir görüşle insan yaşayamaz."İşte tepemden iniyorum, palankamı ardımda bıraktım, iç illere yüz tuttum. Yassı ovalara, kuytu bucaklara sığınacağım. Nelerle oyalanacağım... Beyaz tülden bir akşam elbisem olsa... Büfemin üzerine bir gümüş semâver alsam: Vitrine eski Bohemya kristalleri koyabilsem. Briç oyunumu ilerletsem, îtibarlı cemiyetlere girip çıksam. İlgi gözüyle ardımdan bakacaklar, elimi öpecekler, tanışıklığıma değer verecekler. Gülüyorum. Bu guyâ ben miyim? Ben Mihnet tepesinde dizüstü gelip Ciğerdelen'imin gözümün önünde yandığını seyrederken, onun alevinde erimek için canımı verirken bendim.Bana iki yol vardı: Palankamın yangınında kaynamak, yâhut hayatta kalıp onun adını kutlamak. Birinci yol benim saâdetim olacaktı. İkinci yol mâbûdumun bana haklamayı borç kıldığı cenk ü cefâ idi. Taptığımın buyruğunu dinlemekle ömrümün en zorlu savaşına çıkıyorum. Nasıl ki palankam serhaddimin sonunun sonunun daha sonu idi, ben de gücümün nihayet noktasına ulaşmak, sevdiğime ün verecek başarılara erişmek isterim.