Puan vermedi·128 syf.··
2026 19. kitabı
Eser dönemin parçalanmış İtalya'sını güçlü bir lider altında birleştirmek ve (Fransa, İspanya, Osmanlı) gibi yabancı güçlerin işgali altından kurtarmak adına dönemin Floransalı yöneticisi (Muhteşem Lorenzo) lakaplı Lorenzo de Medici'ye ithafen yazılmıştır. Muhteşem Lorenzo, Medici ailesine en şaşalı dönemini yaşatan isim olmasına rağmen aynı zamanda büyük Medici yıkımına sebep olacak durumlar da (devlet yöneticilerine borç verilmesi, merkezden uzak şehirlerde yer alan banka şubelerindeki kontrolün gevşetilmesi, ekonomi yerine yoğun kültür-sanat faaliyetlerinin yapılması, banka kurallarının çiğnenmesi) onun döneminde yaşanmaya başlamıştır. En güçlü anın aynı zamanda en zayıf anındır misali... Eser amaca giden her yol mübahtır görüşünü esas alarak bir hükümdarın iktidarı nasıl elde edebileceğini, koruyabileceğini ve devletin yönetimini nasıl sürdürebileceğini anlatır. Kitapla ilgili çeşitli kavramlar ise şunlardır: Virtu; hükümdarın zekası, askeri dehası ve öngörüsü iken fortuna ise talihidir. Hükümdar virtuyu kullanarak fortunayı kendi lehine çevirebilmelidir. Hükümdar kendine görünüşsel bir kült yaratabilmelidir. Sevilirken aynı zamanda korkulmalı, tilki kadar kurnaz iken aynı zamanda aslan misali güçlü olabilmeli, nefret unsuru haline gelmemeli, durumlar ve olaylar karşısında esnek bir tutum sergileyebilmelidir. Yazara göre devlet kalıtsal ve yeni devlet olarak ikiye ayrılmaktadır. Kalıtsal devlet oturmuş sistemi nedeniyle görece kolay yönetilirken; yeni devlet her şeyi sıfırdan aldığı için görece zor yönetilir. Yeni devlet iyidir... Devletin temel dayanağı ise askerleridir. Ulus modeli askerlik yurttaş bazlı orduya dayandığı için güvenilirdir; paralı askerlik ise kozmopolit yapısı nedeniyle sadakatsizdir ve sıkıntılıdır. Bu kavramların geneline katılmakla beraber
PrensNiccolo Machiavelli · Remzi Kitabevi · 201920,3bin okunma
9/10
·319 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 21:06
VADİDEKİ ZAMBAK (Roman) HONORÉ DE BALZAC 1799-1850 yılları arasında yaşamış, realizm (gerçekçilik) akımının en etkili temsilcilerinden biri kabul edilen Fransız yazar Honoré de Balzac’ın başyapıtlarından Vadideki Zambak romanıyla hem yazarı hem de eserini tanıma yolculuğumuza devam ediyoruz. Vadideki Zambak, gerçekleşmeyen bir aşkın insan hayatını nasıl şekillendirdiğini anlatan etkileyici bir romandır. Aşkın yalnızca kavuşmak olmadığını; bazen vazgeçmek, beklemek ve fedakârlık yapmak anlamına geldiğini son derece zarif bir şekilde ortaya koyar. Bu yönüyle aşkı en hüzünlü ve en ince biçimde anlatan romanlardan biri olarak değerlendirilebilir. Romanın başkahramanı ve anlatıcısı Félix’tir. Çocukluğunda annesinden sevgi görmemiş, yalnız ve kırılgan bir karakterdir. Annesinin zoruyla katıldığı bir davette evli ve aristokrat bir kadın olan Henriette ile tanışır ve ona derin bir aşkla bağlanır. Henriette ise Kont de Mortsauf ile mutsuz bir evlilik sürdürmektedir. Ruhsal olarak Félix’e yakınlık duysa da ahlaki değerleri ve toplumsal sorumlulukları nedeniyle duygularını bastırır. Roman boyunca Félix ile Henriette arasında yoğun fakat platonik bir aşk yaşanır. Eserde tutku ile görev arasındaki çatışma, ideal aşk, fedakârlık, toplumsal baskı ve insan ruhunun karmaşıklığı son derece gerçekçi bir dille işlenmiştir. Félix’in hayatına daha sonra giren İngiliz kadın Lady Dudley ise Henriette için hem fiziksel aşkın hem de kadınlık kimliğinin farkına varılmasını sağlayan güçlü bir rakip olarak karşımıza çıkar. Anlatıcı, yaşananları mektup tekniğiyle aktarır. Romanın sonunda ise Félix’in hayatındaki üçüncü bir kadın devreye girer. Bu kadının Félix’e yazdığı mektupta Henriette ve Lady Dudley daha gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirilir. Üstelik bu değerlendirmeler, bir
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202552,9bin okunma
Reklam
8/10
·272 syf.··
2026 39. kitabı
Selammm Medya sektöründe kariyer basamaklarını hızla tırmanan Sertaç, çalışkanlığı ve azmiyle çevresinde saygı duyulan bir kadındır. Eşi Metin ise karikatüristtir. Ancak yıllardır çizdiği karikatürler beklediği ilgiyi görmez ve bir türlü başarıya ulaşamaz. Evin bütün yükü zamanla Sertaç'ın omuzlarına biner. Sürekli çalışan, para kazanan ve evin ihtiyaçlarını karsılayan kişi odur. Metin ise çoğu zaman evde vakit geçiren, ev işleriyle ilgilenen ve rahat bir yaşam süren biridir. Buna rağmen sürekli yeni taleplerde bulunur. Sık sık ev değiştirmek ister, yeni eşyalar aldırır ve bütün masrafları eşinin karsılamasını bekler. Sertaç, kocasına duyduğu büyük aşk nedeniyle onun hiçbir isteğini geri çevirmez. Ancak bu durum zamanla çifti büyük bir borç batağına sürükler. Günün birinde Sertaç, Metin tarafından aldatıldığını öğrenir. Yaşadığı büyük hayal kırıklığının ardından boşanma kararı alır. Daha sonra Kanada'ya yerlesir ve burada Peter adında bir adamla yeni bir hayat kurar. Metin ise Sibel isimli bir kadınla evlenir. Ancak yıllar sonra beklenmedik bir olay yaşanır. Metin evinde fenalaşarak hayatını kaybeder. İlk bakışta doğal bir ölüm gibi görünen olay, adli tıp raporuyla farklı bir boyut kazanır. Metin'in zehirlenerek öldürüldüğü ortaya çlkar. Soruşturmayı polis memuru Deniz ile Medcezir Dedektiflik Bürosu'nun deneyimli dedektifleri Zeynep ve Meral üstlenir. Araştırmalar sırasında Sertaç'ın babasından oldukça önemli bilgiler edinirler. Metin ve ikinci eşi Sibel'in son yıllarda Türk Hristiyan cemaatlerine katıldıkları öğrenilir. Üstelik sadece katılmakla kalmamış çesitli misyonerlik faaliyetlerinde bulunarak geçimlerini sağlamaya başlamışlardır. Cinayet soruşturması derinleştikçe şüpheli sayısı da artar. Kanada'dan ailesini ziyaret etmek için Türkiye'ye gelen Sertaç,
Limoni ÖlümAyşe Erbulak · Eksik Parça Yayınları · 202593 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 39. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 15:54
Ebeveynlerimize Neden Borçlu Değiliz?Ebeveynlerimize Neden Borçlu Değiliz? ”, başlığı itibarıyla oldukça iddialı ve tartışmaya açık bir kitap. Barbara BleischBarbara Bleisch , ebeveyn-çocuk ilişkisini alışılmış “fedakârlık”, “minnet” ve “borç” kavramlarının dışına çıkararak daha felsefi bir düzlemde ele alıyor. Kitabın temel yaklaşımı, çocukların dünyaya gelmeyi seçmedikleri için ebeveynlerine otomatik ve sınırsız bir borç yükümlülüğü altında olmadıkları fikrine dayanıyor. Açıkçası kitabın bakış açısını tamamen benimsediğimi söyleyemem. Özellikle aile bağlarının yalnızca yükümlülük, özgürlük ve bireysel tercih ekseninde değerlendirilmesi bana yer yer eksik ve fazla rasyonel geldi. Çünkü ebeveynlik ve evlat olmak, sadece hukuki ya da etik bir “borç” meselesi değil; aynı zamanda emek, sevgi, kırgınlık, sorumluluk, kültür ve duygusal bağlarla şekillenen çok katmanlı bir ilişki. Buna rağmen kitabı okumak benim için farklı bir perspektif görmek açısından değerliydi. Özellikle aile ilişkilerinde sorgulanmadan kabul edilen “çocuk anne babasına her koşulda borçludur” anlayışını tartışmaya açması önemli. Katılmadığım noktalar olsa da, okura düşünme alanı açan ve ebeveyn-çocuk ilişkisine daha eleştirel bakmayı sağlayan bir metin. Benim için bu kitap, “haklı bulduğum” bir metinden çok, “üzerine düşündüren” bir metin oldu. Aile, minnet ve sorumluluk kavramlarına farklı bir yerden bakmak isteyenler için okunabilir; ancak kitabın sunduğu yaklaşımın herkes için ikna edici olmayacağını düşünüyorum.
Ebeveynlerimize Neden Borçlu Değiliz?Barbara Bleisch · Beyaz Baykuş Yayınları · 202256 okunma
Geleceğe Hay Hay De
8/10
·224 syf.·
2026 75. kitabı
Kişisel gelişim kitaplarının en büyük iddiası iyi yönde davranış değişikliğine sebep olmak diye bilinir. Bu amaçla yazarın samimi bir sesle okuruna yönelmesi uygun görülür. Ama sadece samimiyetin olduğu bir düzen bazen tatmin edici değildir. Dilek Cesur okurunu davranış değişikliğine götürürken birden fazla metodu layıkıyla uygular. Bir kere ikna kabiliyetini sağlamak için bilim efektif bir biçimde kullanılır. Gerçeklerden filizlenen hikayeler sayesinde sebep sonuç ilişkisi iyi kurulur. Yazarın sesi bol tekrarla ve güçlü ifadelerle deyim yerindeyse okurun aklına kazınır. İyinin insana kazandırdığı erdem nihai hedef olarak verilir. Sabırla verilen çaba sayesinde kişiliğin gelişmeye mani olan zincirlerinin nasıl kırılacağı deneyimleyenlerin diliyle izah edilir. Böylelikle okura kademe kademe motivasyon kazandırılmak istenir. Bu düzende yazılanların uygulayarak başarılı olmak okura borç gözükse de yazar güçlü telkinleriyle okuruna olan borcunu ödemiş gibidir. Hay hay diyelim… ** zafer saraçzafer saraç Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay HayGeçmişe Bay Bay Geleceğe Hay Hay Dilek CesurDilek Cesur Zafer SaraçZafer Saraç**
Edebiyat
Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay HayDilek Cesur · Kronik Kitap · 2025341 okunma
BRONZ SÜVARİ VE MODERN HAKİKAT REJİMİNİN EPİSTEMOLOJİK İFLASI
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Müellifimiz, çocukluk hafızasında yer eden o sarsıcı "bronz süvari ve plastik leğen takası" metaforunu, asrımızın küresel ontolojik buhranının bir hülasası olarak önümüze koymaktadır. Takasa bakıldığında alelade bir ticari mübadele gibi görünmektedir lakin insanın kadim, köklü, ahlaki ve ontolojik olanı (bronz süvariyi), cazip, hafif, ucuz ve muvakkat olan yeninin (parlak plastik leğenin) seküler şehvetine feda edişinin adıdır. Modern çağ zamanı çizgisel bir ilerleme olarak vazederken; yeni olanı "ileri ve iyi", eski olanı ise "geri ve değersiz" ilan eden habis bir cetvel icat etmiştir. Oysa bu cetvel fıtrata vurulmuş en büyük darbedir. Müellifin sorduğu o can alıcı sual: "İnsan, hakikatin sahibi midir, yoksa muhatabı mı?" sorusu işte bu tahlilin kelami mihverini oluşturur. Ehl-i Sünnet ve Cemaat akidesi sarahatle ilan eder ki: İnsan hakikatin vaz'edicisi, hâkimi ve sahibi olamaz ancak ve ancak aziz bir muhatabı olabilir. İnsanın şu dünyadaki şerefi, hakikati kendi hevasına göre eğip bükmesinde olamaz bilakis Allah Teala’nın kelamına ve fıtratın mizanına sadık bir muhatap olabilmesindedir. Müellif, eserinde Orta Çağ'ın döngüsel, ritüel ve ibadet merkezli zamanı ile büyüyen şehrin borç, vade, verimlilik ve hesap merkezli çizgisel tüccar zamanı arasındaki kavgayı derinlemesine analiz eder. Zaman daha ince bölündükçe emek ölçülebilir hale gelmiş; manastırın kolektif disiplin çanı nihayetinde modern fabrikanın sirenine ve günümüz dijital algoritmalarının saniyelerine evrilmiştir. Zaman artık bir tahakküm aracı olmuş tefekkür alanından çıkmıştır. İslam tasavvurunda zaman, alelade bir kronometre akışı veya paraya tahvil edilecek mekanik bir zemin değildir. Zaman, Allah Teala’nın insana lütfettiği en büyük ontolojik sermaye yani mukaddes VAKİTtir. Zaman asra kasem edilerek
Bronz SüvariMahir Ünal · Ketebe Yayınevi · 20261 okunma
Reklam
Reklam