Koyun yetiştirirken gözden kaçırmamanız gereken en önemli şey, çiftleşmedir. Bu yüzden onları ayrı tutarsınız, erkekler erkeklerle, dişiler dişilerle. Sonra, bir erkeği dişilerin bölmesine atarsınız. Genelde, en güçlü, bir numaralı erkektir bu. Başka bir deyişle, en iyi tohumu hizmete sunuyorsunuzdur. Bir ay sonra, iş olup bitince, bu damızlık koç erkekler bölmesine geri gönderilir.
Ama damızlığın işine baktığı sürede, öteki erkekler yeni bir sıralama düzeni kurmuşlardır aralarında. Ve tüm bu hizmetleri gördüğü için de damızlığın kilosu yarıya inmiş ve artık kavga kazanacak durumu kalmamıştır. Bu yüzden tüm öteki erkekler ona saldırırlar. Acıklı bir öyküdür bu.
“Koyunlar kavga ederler mi?” diye sordu kız arkadaşım.
“Hem de nasıl ederler” dedi bakıcı. “Toplu halde yaşayan her hayvan gibi. Her bir koyunun koyun toplumunda kendince bir yeri vardır. Bir bölmede elli koyun varsa eğer, bir numaralı koyundan elli numaralı koyuna kadar gider bu sıralama. Ve her biri de yerini tam olarak bilir.”
“Vay be!” dedi kız.
“Bu da onları yönetmeyi benim için çok daha kolaylaştırmış olur. Bir numaralı koyunu çekersin ve ötekiler, arkasından gelir, soru filan sorulmaz.”
“Mademki her biri yerini biliyor, o halde neden kavga etsinler ki?”
“Diyelim bir koyun yaralandı ya da gücünü yitirdi, konumu belirsizleşir. O zaman da onun altındaki sırada bulunan koyun rahat duramaz olur, daha iyi duruma geçmeyi dener. Kavga çıkınca da en az üçgün sürer ha.”
“Kuzey Çin ve Moğolistan topraklarının kimi yörelerinde koyunların insanların içine girmeleri sık rastlanan bir olgudur. Yerel halk arasında bir koyunun bedene girmesinin tanrıların bir lütfu olduğuna inanılır. Örneğin, Yuan hanedanında yayınlanan bir kitapta, sırtında yıldız olan bir ak koyunun Cengiz Han’ın
bedenine girdiği yazılıdır. İlginç. Sizce de öyle değil mi?