Çölde, kızgın güneş altında geçen gazve günü,
Kahraman ümmetinin gördü susuz düştüğünü.
Yeni bir mucizenin seyrine yol verdi bu hâl,
Parmağından cereyan etti sular ayni Zülâl.
Kattı can, canlara Peygamber-i Zîşân'nın eli.
Ne olur, Yusuf'u on kardeş unutsaydı suda,
Sona erseydi serencâmı o gün bir kuyuda;
Ne olur, bâdiyeden Misr'a giderken kervan;
Olmaz olsaydı o gün Yûsuf'a bir taht-ı revan
Kırk asır yâd ederiz yalnız onun bir şeyini:
Yusuf'un parçalayıp âr u hayâ gömleğini,
Tepeden tırnağa fâş etti Zelîhâ'nın eli.
Dedi:
— Yandım bu işe, daha pek çok yanarım,
İnsan, ölüm dururken, yaşar mı böyle yarım?
Dedim ki:
— Ona değil, kendi hayâtına yan,
Ey göğsünün altında kalbi yokken yaşayan!
Dedi ki:
— Kaldı göynüm ebedî bir hüzünde... Yaşamaktan kastı ne bu körün yeryüzünde?
Dedim:
— Ne aşka erme, ne gönül verme kaydı.
Daha berbad olurdu seni görmüş olsaydı!