Sen kubbesinde ince bir mozayik arar da
Gezersin kırk asırlık bir mabedin içini,
Bizi sarar bir sülüs yazı görsek duvarda,
Bize heyecan verir bir parça yeşil çini...
Sen anlayan bir gözle süzersin uzun uzun
Yabancı bir şehirde bir kadın heykelini,
Biz duyarız en büyük zevkini ruhumuzun
Görünce bir köylünün kıvrılmayan belini
Başka san'at bilmeyiz, karşımızda dururken
Yazılmamış bir destan gibi Anadolu'muz.
Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz!
Ama candaki güzelliğin tene çarpması için o canın coşması gerekir. Bu durumda, sanki can kendi kabı olan tene sığamıyormuş da bütünüyle güzel nitelikleriyle beraber taşıyor ve dikkatli kişilerin gözü önünde buharlaşarak o teni saf güzelliğe boğuyormuş gibi bir şeyler olur.