Yıllar boyu yanmaktansa için için, boş odalarla dolu bir evde boşluk büyütmektense; ipin üstünde yürümekten başka NEDİR BİR HAYAT?
Sayfa 70·Kitabı okuyor
Alıntı
Saygı Ve Özlemle
"Yürümek" Yürümeyenleri arkanda boş sokaklar Gibi bırakarak Havaları boydan boya yarıp ikiye Bir mavzer gözü gibi karanlığın gözüne bakarak Yürümek.
Avuçlarımı açıyorum; içi boş, parmak uçlarımda sadece yaşanmamış bir geçmişin soğukluğu var. Dokunsam kırılacak, dokunmasam ziyan olacak bir rüyanın eşiğindeyim. Olmayacağını, o güzel günlerin bir daha kapıyı çalmayacağını içimdeki her bir hücre haykırırken, ben yine de o imkansız masala sarılıyorum. Bu, bir delilik değil. Bu, insanın kendi yangınına bile bile odun taşıması da değil. Bu, sadece ruhun hayatta kalma çabası. Kalbimin bir köşesinde, dünyanın bütün kötülüklerinden uzakta, el değmemiş bir ada yaratmak ve orada sadece "iyi" kalabilmek. ​Bizim en büyük yanılgımız neydi biliyor musun? Büyümeyi, güçlenmek sandık. Oysa büyümek; her gün biraz daha eksilmek, daha az gülmek ve en acısı da gözyaşlarını içeriye akıtmayı öğrenmekmiş. Bir zamanlar o masum gözlerle dünyaya bakan, her düşüşünde canı yansa da yeniden ayağa kalkan o çocuk, şimdi nerede? Hangi ara bıraktık onun elini? Hangi ara yabancılaştık kendi aynadaki yüzümüze? ​"En büyük yenilgi, insanın kendi saflığını koruyamadığı gün başlar." ​Şimdi önümde bembeyaz bir sayfa var ama kalem hep aynı kırgın cümlenin altını çiziyor: Ben çocuk kalmak istemiştim. Bir ağacın gölgesinde kaygısızca uyumak, sadece kalbimin sesini dinlemek ve sevginin karşılıksız olduğuna inanmak... Olmadı. Hayat, o narin çiçeği göğsümüzden söküp aldı ve yerine taştan duvarlar ördü.
Edebiyat
"Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna."
Sandıktan çıkan devasa bir sessizlik, ironik bir şekilde sistemin kimyasını bozan milyonlarca boş oy ve kendi halkını düşman ilan eden bir devlet mekanizmasının o sarsıcı, o korkunç yüzü... José Saramago’nun politik eleştiriyi, insan psikolojisini ve distopik gerçekliği dâhice harmanladığı, Körlük romanının o muazzam devamı olan "Görmek"i okumak; demokrasinin maskesini düşüren bir taşlamayı seyrederken, iktidarın o tekinsiz labirentlerinde vicdanın ve uyanışın asil izini soluk soluğa sürmek demek. Çağımızın en güçlü, en sarsıcı ve görkemli şaheserlerinden biri olan bu romanı kesinlikle tavsiye ederim.