“Mutluluğun trajedisi, modern mutluluk kavramının insanları sistematik olarak mutsuzluğa sürüklemesindedir.”
Gerçekten de bugün mutsuz olmaktan çok, mutsuz görünmekten korkuyoruz.
Sanki hayatın doğal akışında yorulmak, sıkılmak, kaygılanmak ya da boşluk hissetmek normal değilmiş gibi… Hep daha mutlu, daha güçlü, daha motive olmamız gerekiyormuş hissiyle yaşıyoruz. Böyle olunca da hissettiğimiz her zor duygu, çözülmesi gereken bir problem gibi geliyor.
Oysa ruh, sadece mutlu olmak için var olmadı.
Bazen bir boşluk hissi, uzun zamandır görmezden geldiğimiz bir ihtiyacı gösterir. Bazen tatminsizlik, yanlış yolda olduğumuzu değil; kendimizden uzaklaştığımızı anlatır. Bazen de mutsuzluk, değişmesi gereken hayatın değil, uzun süredir susturduğumuz iç sesimizin kapıyı çalmasıdır.
Psikoterapide en sık karşılaştığım şeylerden biri de bu. İnsanlar çoğu zaman mutsuz oldukları için değil, mutsuz olmalarına izin vermedikleri için daha çok yoruluyor.
Çünkü her duyguyu hızla susturmaya çalışıyoruz. Üreterek, meşgul olarak, başarıyla, alışverişle, yeni hedeflerle… Oysa bazı duyguların çözülmeye değil, önce hissedilmeye ihtiyacı vardır.
Belki de ruh sağlığı, sürekli iyi hissetmek değildir.
Kendimize sadece mutlu olduğumuz günlerde değil, zorlandığımız günlerde de eşlik edebilmektir. Çünkü insanı iyileştiren şey kusursuz hissetmek değil; hissettiklerinden kaçmadan onlarla kalabilmeyi öğrenmektir.