Doğudan gelen çocuk fısıldar
elinde çıngırağı
peşinde atlılar
"gitme kurbanın olam"
göz gez arpacık
nişanlıyız ölümle, genciz daha
nişancıdan habersiz, terliyiz bir halayda fısıldar: "gitme"
ölmeyi bilmiyoruz henüz sevişmeyi de acemiyiz
sabahları dinsiz uyanıp
her gün Cuma'ya giden
akşamları İsa'ya yalvarıp
Musa'dan medet uman pezevenklerin çeşmesinden su içmeyi de
petrol mavisi kravatları
ve rugan pabuçlarıyla
silah tüccarı yavşaklardan alınmış
namlunun kokusunu da
bilmiyoruz henüz
bana bilmediğim bir küfür söyle
doğudan gelen çocuk, gitmem
eğer güneşse adın
sanki
aşkı da bilmiyoruz
sefil, perişan olmak sanıyoruz
basur olsak aşktandır diyoruz
daha çok genciz
yasaksız bir nefes tatmadan gidiyoruz "gitme" diyor, kesin güneştir adı
benim de ölesim yok ya
ölümün beni alası tutmuş
bir varmış, bir yokmuş..
) Hitler İkinci Dünya Savaşında kendi ordusuna Pervitin ilacı verip hiç uyutmadan günde kırk yedi kilometre yol yürüttü. Arus'la vedalaştık, gitti ve ben yürüdüm. Ne başımda Hitler gibi bir psikopat ne de Pervitin ilacım vardı, ama saatlerce, kilometrelerce yürüdüm; amaçsız, hedefsiz, menzilsiz. Yürümenin felsefi bir yönü vardır. Yürümek sadece bir yerden bir yere gitmek değildir, bir durumdan başka bir duruma, hale geçiştir; ağır işleyen bir ışınlanma, zamanda bir sıçrama, mekandan ve onun etkilerinden kopuştur. İnsan yürüyüş halindeyken daha iyi, daha sağlıklı düşünür. Kant kaç ayakkabı eskitmiştir acaba? Durmak ise hareketsizlik değil, düşüştür; serbest düşüş, kontrolsüz bir savrulmadır. Düşmek istemiyorsan durma, yürü Halil Abi. Yorulursan söyle de bir çöp dinlenme tesisinde mola verelim.