m

m
@boyleolsunistedim
Hiçbir şey mutsuzluktan daha gülünç değildir.
9/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2024 37. kitabı
Sahne iki pencere, perdeler, iki çöplük oturmak için bir yer gibi minimalist öğelerden oluşuyor. HAMM oyun boyunca yerinden kalmayan sadece düşüncelerden oluşmuş kötürum biri gibi anlatılmış. CLOW ise tam tersi şekilde yerinde durmayan, oturamayan birisi. Hamm'ın orada bıraktığı bedeni gibi. Nagg ve Nell, Hamm'ın babası ve annesi bir bisiklet kazasında ayaklarını kaybediyorlar artık işe yaramaz ve anılar ile dolular. Çöplük onlar için. İnsanın yaşam ile ölüm arasındaki çizgide, başarıların ve kazançların bittiği yerde. Ruh ölür, beden ve bilinç can çekişir boşluğun üstünde. Artık anlatmanın bile manası yoktur ama anlatmaktan başka çarede yoktur. HAMM yatalak birisi olarak anlatılmış olsa bile bence; o ruhen ölmüş, kendini bırakmış vazgeçişi yansıtır. Ruhu ölmüş olsa bile bilinci vardır. Ölüme gitmek, bitirmek ister bu oyunu ama o artık sadece bilinçtir. Bu alıntıda bahsedildiği gibi "Bir gün kör olacaksın. Benim gibi. Bir köşede oturuyor olacaksın, boşlukta kaybolmuş küçük bir leke. Karanlıkta kalacaksın, sonsuza dek. Benim gibi. Bir gün, yoruldum, oturayım deyip bir kenara oturacaksın. Sonra, acıktım, diyeceksin, kalkıp yemek hazırlayayım. Ama ayağa kalkamayacaksın. Oturmakla hata ettim, diyeceksin. Ama madem ki oturdum, biraz daha oturayım, sonra kalkıp bir şeyler yerim, diyeceksin. Ama hiç kalkamayacaksın, bir şey de yemeyeceksin. Biraz duvara bakacaksın. Sonra, gözlerimi kapayayım, diyeceksin, belki biraz uyusam daha iyi olur diyeceksin ve kapayacaksın. Açtığın zaman artık duvar olmayacak. Boşluğun sonsuzluğu çevreni saracak. Bütün çağların yeniden dirilen bütün ölüleri dolduramayacak o boşluğu. Bozkırın ortasında ufak bir çakıl taşı olacaksın. Evet, bir gün neyin ne olduğunu anlamayacaksın. Benim gibi olacaksın. Yalnız senin kimsen olmayacak, çünkü
Oyun SonuSamuel Beckett · Mitos Boyut Yayınları · 2007351 okunma
Reklam
10/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2023 43. kitabı
Çağımızın hastalığını anlatan, rastladığım en iyi eserlerden. Bu şey bazılarına arada uğrar, bazılarından gider, bazılarında da içinde bir kurt gibi kalır. Bozkırkurdu da öyle birisi. Nasıl ki ağlamak, umutsuzluğa kapılmak veya mutluluktan havalara uçmak olağanüstü durumlara verilen bir hislenmeyse o hâlde adını koyamadıkları bu çileden çıkaran bu baskın histe bir başka daim olağanüstü duruma karşı bir his olmalı. Daha evrensel dünyanın baştan aşağı çürümesi gibi. Bir şeyler de büyük bir yanlışlık olmalı eminim. Bozkırkurdu kitapta da dediği gibi bir ayrım aslında bir diğer parça daha dünyadan ve vahşi anlamlandıramadığı bu duygular. Diğer yanı ise daha sıradan, asıl olmadı kabul edilen yandır. Peki bozkırkurdu hangisi gerçek bendir? Bu ayrımı neden yapmıştır? İkisinin birlikte yaşadığı nadir anlar olsa bile. Genel anlamda ikisi birbirini reddeder ve alaya alır eleştirir. Bu iki birbirine karşıt kutbu ikiye ayıramayız aslında onlarca ben vardır. Tabi bazıları yanlar daha baskın ve daha hissedilebilirdir. Harry haller mucizevi gösteri adlı yanıp sönen tabelada ki işaretleri görüp takip eder ve yabancı bir adamı takip edip broşür alır. Bu broşürü okuduğunda kendi hayatının bir analizini görür. Kendi gibi insanlar sokaklarda dolaşsa bile varlığını bilse bile sanki bu hastalığın dünya üzerindeki tek sahibi gibi hissetmektedir. "Sadece Kaçıklar için" bir yer. Oradaki incelemedeki karakter de kendini ikiye bölmüştür. Baskın benlerden dolayı. İnsanın benlikleri ile birlikte huzurlu bölgede yaşayacağına inanmıyorum ben. Çünkü insan hep bir kendi kendine çatışma hâlidir. Bazı anlar bu mümkün olsa bunu mümkün kılan o enginlik, tecrübe, birikim ve düşünce kalıcı olmayacaktır. İnsan bunu unutacaktır. Ruhtaki her iz silinir yavaş yavaş. Peki ya ölüm madem böyle düşünceler ve
BozkırkurduHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 20229,6bin okunma
Ziya Gökalp'i doğru anlamak önemli
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2023 26. kitabı
Kitabı sosyolojik bir eser olarak okumak gerekiyor. Ziya Gökalp, Osmanlının son zamanlarındaki ikililik, hatta üçlüğü ne dersek diyelim arada kalmışlığın çıkış yollarını aramakta ve çözümlerle beraber bir yol sunmaktadır. Ki bu sorunlar, bu arada kalmışlık günümüzde hala devam ediyor kendimizi koyacak bir yerimiz yok gibi. Garp ile şark arasında sıkışmış bir millet gibi. Kitap iki kısımdan oluşuyor. İlk kısımda Türkçülüğün tarihini ve gerekli bilgileri vererek bir zemin hazırlıyor. ikinci kısımda ise bu zemin doğrultusunda bir yol sunmayı hedefliyor. Ziya Gökalp'in Türkçülüğü mantık sınırları içerisin de ele almış. Mesela kendisi de ''kızıl elma'' ülküsünü bir hayal olarak kabul eder ama imkansız olarak görmez. Çünkü bu konuyu aşamalara bölmüş onlar gerçekleşmeden hayal olarak kabul eder. Türkçülük denince aklınıza faşistlik gibi düşünceler gelmesin. Onun Türkçülüğü kendini fikri hayatın da Türk olarak kabul etmekle ilgili ve yaşadığı topraklara sahip çıkıp, refah ve huzurunu sağlayıp, ileriye taşımak. Bunu da önce kendi benliğimizi ortak kültürümüze, dilimize, dinimize sahip çıkıp bilim ve irfan ile medeniyet seviyesine taşımakla ilgilidir. Bu konuda medeniyet denilince akla neden Garp devletleri geliyor? Çünkü onlar kendilerini bir çok konuda geliştirip ön plana çıkartmış. Aynı şey Şark devletleri için geçerli olsaydı bu sefer de yüzümüzü oraya dönecektik. Medeniyet dediğimizi de iyi anlamak gerekir medeniyet Ziya Gökalp'in de kitapta bahsettiği gibi tek bir ülkeye ait demek yanlış olacaktır, medeniyet evrensel bir anlam taşımaktadır. Tüm insanlığa hitap eder. (Sanırım ben kitabın özetini yazacağım bu gidişle.d) Kısaca sosyolojik anlam da Osmanlı'nın son dönemleri ve günümüzde de geçerliliğini sürdüren sorunları ele alan, yol gösterici bir eser.
Türkçülüğün EsaslarıZiya Gökalp · Kapra Yayıncılık · 20227,8bin okunma