blizzard

blizzard
@bozukplak
eppur si muove
8/10
·248 syf.··
2017 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Aralık 2017 22:30
Lise 3. sınıftayken Felsefe öğretmenimin proje ödevi olarak okumamı ve yorumlamamı istediği kitaptı. Tabii bir türlü aşamadığım son güne bırakma huyum yüzünden kitabı yarım yamalak okuyup yorumladığım(?) için tekrar okumasam olmazdı. 11  yaşındaki kız çocuğu Nora K. ile 34 yaşındaki Felsefe öğretmeni Vittorio Hösle'nin felsefik mektuplaşmalarından oluşan kitabın ismi Ölü Ozanlar Derneği'nden esinlenilmiş. (Kitabın ismini çok beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim.)  Sokrates, Descartes, Farabi, Hegel, Rousseau gibi farklı dönemlerde yaşamış birçok düşünürün "Ölü Ama Hep Genç Kalan Filozoflar Kahvesi"nde bir araya gelerek yaptıkları felsefik tartışmalar, bilgi birikim, düşünce paylaşımları ile filozofların düşünce yapısı, bakış açısı hakkında az biraz fikir sahibi olmamızı sağlıyor kitap. Filozofların sadece düşünce yapılarına değinmekle kalmıyor, fiziksel görünüş ve giyiniş tarzları da tasvir ediliyor. Bu da epey hoşuma gitti. Metafizik, ahlak, politika, sanat, din ve daha pek çok konuda tartışmaya ev sahipliği yapmış kahvede bir sandalye çekip sessizce düşünürleri dinleme isteğimi perçinleyemedim. Gerçekleşmesi imkansız bir istek olsa da kitabı okurken olduğum mekan çöktü; kendimi o kahvedeki bir köşede bir sandalyede otururken buldum. Filozofların zaman zaman birbirlerine seslerini yükseltmelerine karşın kaşlarımı çattım, bir düşünce üzerine konuşulurken bir filozofa hak verdim, diğerine kızdım. Onları bazen hayranlıkla dinledim, bazen ifadesizce. Bu da kitapların mucizeviliğini gösteriyor. Son olarak da, kitap mektuplaşmalardan oluştuğu için "Acaba şimdi ne olacak?" merakı içerisine giremediğimden ötürü epey geniş bir zaman zarfında bitirdim. Dili sadeydi. Felsefeye başlangıç için iyi bir kitap sayılabilir ama  şunu da söylemeliyim, Felsefe konusunda ne yazık ki
Ölü Filozoflar KahvesiVittorio Hösle · Koridor Yayıncılık · 2017373 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
2/10
·205 syf.··
2017 4. kitabı
Kapağındaki övgü dolu yorumlara aldanıp okumaya başladığım kitap. Eh, o kadar övülmüş, üstüne üstlük 40 küsür dile çevrilip 50'yi aşkın ülkede yayınlandıysa muhakkak bir şey vardır bu kitapta diye beklentiye girdim ister istemez. Sonuç? Beklentimi karşılamanın kıyısından bile geçemedi. Sahiden, binlerce insanın yere göğe sığdıramadığı bu kitapta onların görüp de benim göremediğim şey ne? Ama yok, binlerce edebi değeri yüksek, kaliteli kitaplar varken bu kitabın bu konumda olmasını anlamlandıramıyorum. Belli, edebi değere değil, "iyi reklam yapmaya" güvenilerek çıkarılmış bir roman bu. Aslında roman mı o da tartışılır. Masal desen değil, roman desen değil. Arada kalmış. Tabii geldiği konuma bakılırsa reklamını iyi yapmayı da başarmışlar. Kitabın tepesine kocaman harflerle "ULUSLARARASI BESTSELLER" ibaresini de koyunca var mı bundan daha iyi reklam? Kitabın konusunu da beğenmedim ben. Diana'ın aslında kim olduğunu anlamak için yazarın açıkladığı sayfaya gelmeye gerek yok, siz zaten anlıyorsunuz neyin ne olduğunu... O derece basit bir anlatımı vardı. Kitabın yarısından çoğunu "Hadi hadi, bitse de gitsek." modunda okudum. Hangi kitap olursa olsun  yarım bırakmayı hiç sevmiyorum çünkü. Kitabın "Türklerin Küçük Prens'i" diye anılmasına da ağlasam mı gülsem mi karar veremedim. Bu kitabı okuyunca bir kez daha anladığım iki şey var: Bir kitabın kalitesini asla ve asla satış miktarının belirlemediği ve Bestseller ibaresini gördüğüm kitaptan hızla uzaklaşmam gerektiği. :)
Edebiyat
Kayıp GülSerdar Özkan · Timaş Yayınları · 201214,3bin okunma