İnsanın çocuğu olduğunda, dünya bir süreliğine parmaklarının arasından kayıp gidiyor. Kendi uyduna dönüşüyor ve bakmak için çaba harcamadığın takdirde başka şeylerin varlığını bile unutuyorsun. Dünyanın dört bir yanında seninki kadar önemli başka hayatların yaşandığını.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tabii ki bu hayatta kendi inançlarımızı kendimiz yaratırız ve bu inançları değiştirmek bazen korkutucu gelebilir. Ama harika keşifler yapmayı cidden istiyorsak, aklı başında bütün armadilloların da bildiği gibi, en nihayetinde başımızı popomuzdan ayırıp o kafa karıştırıcı, güneşli güne bakmak zorundayızdır. Bu gizli ihtişama, matematiğin derinliklerine, nihai gerçeğe. Yaşamın kendisine.
Hatta kafa karışıklığına açık olmanın iyi yaşamanın ön koşullarından biri olduğunu artık anlamış bulunuyorum. Her şeyin basit olmasını isteyerek kendimizi hapsediyor olabiliriz, cidden öyle, çünkü hayatın nasıl olabileceğine değil nasıl olmasını istediğimize odaklanarak kendimizi bir cenderenin içine sokmuş oluyoruz. Kendimizi kapatıyoruz. Birçok olasılığı dışarıda bırakıyoruz.
Kısacası, okumak aslında telepati ve zaman yolculuğudur. Herkesle ve her yerle, bütün zamanlarla, hayal edilmiş olan her şeyle aramızda bağlantı kurar.