Bir ben var ki benim içimde, benden öte benden ziyade
Bir sen var ki senin içinde, senden öte senden ziyade...
Kendini tanıyor musun? Ne kadar sen varlığını sürdürüyor bu dünyada? Karşındaki insanlar senin ne kadarını biliyor, neye göre senin hakkında düşüncelere sahip oluyorlar? Ya da karşındaki insanı ne kadar tanıyor ve hangi özelliklerine göre nasıl bir insan olduğuna karar verebiliyorsun? Aynaya baktığında gördüğün sen ile içindeki sen aynı kişiler mi? Yaşadığını zannederken aslında ölü olduğunu fark ettin mi hiç?
Luigi Pirandello'nun şahane eseri Biri, Hiçbiri, Binlercesi; Vitangelo Moscarda aracılığı ile bizi derin bir kendi kendini sorgulamaya itiyor. Biraz delice, çokça da dahice... Moscarda'nın eşi bir sabah kendisine burnunun sağa doğru çarpık olduğunu söylüyor. O zamana kadar bunu hiç fark etmemiş olan Moscarda'nın hayatı alt üst olur. Kendinin bu zamana kadar gördüğü ve sandığı gibi olmadığını, başkalarının gözünden yansıltılmış kişiliğini sorgulamaya başlar ve asıl kendini bulmak için delilik eşliğinde arayışa girer. Moscarda babasından gelen ve devam ettirdiği bir bankaya sahiptir, ancak sadece imza işleri için o zamana kadar ilgilenmiştir. Ayrıca, babasından kalan gayrimenkullerle de o zamana kadar hiç ilgilenmemiştir. Bu kendini delilik derecesinde arayışında mesleği ve gayrimenkuller hakkında da fikirlerini ve tavırlarını sorgulayacak, çevresindeki insanları -eşi de dahil- yeni bir gözle tekrar değerlendirecektir.
Bu zamana kadar okumadığım için üzüldüğüm ama bir yandan da tam zamanında okumaya karar verdiğim bir kitap oldu. Moscarda'nın deliliğinin bulaşıcı olabileceğini söylememe gerek var mı? :)
"İçimdeki bu yabancıya nasıl katlanacaktım? Benim için ben, kendim olan bu yabancıya? Onu nasıl görmeyecektim? Onu nasıl tanımayacaktım? Onu sonsuza
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hiçbir şey başlı başına gerçek değilse, hiçbir şey gerçek değildi artık. Herkes kendi adına bir şeyi gerçek sayıyor, yalnızlığını doldurmak, yaşamına gün be gün bir çeşit öz vermek için bir biçimde kendine mal ediyordu onu.
İsterse dünyanın en açık, en alışıldık şeyi olsun, bir şey yapmakta olan birine bir an durup bakmak; onun ne yaptığının bizim için açık seçik olmadığı, hatta bunun kendisi için de açık seçik olmadığı konusunda kuşku uyandıracak biçimde ona bakmak: o güvenin sarsılmasına yeter bu. Hiçbir şey, bizi görmüyormuş, ya da bizim gördüğümüzü görmüyormuş gibi bakan bir çift gözden daha tedirgin edici, daha şaşırtıcı olamaz.