“Ancak bu hususta Däniken'e hak vermemiz gerekiyor; arkeoloji o kadar uzun süre boyunca kral mezarları ve tapınaklara odaklanmıştır ki bu yapıları inşa eden sıradan insanlarla ilgilenmesi neredeyse bir asrı bulmuştur. Bertolt Brecht'in 'Okumuş Bir İşçi Soruyor' adlı ünlü şiiri sanki arkeolojinin bu duyarsızlığına da nazire yapar gibidir:
Bize her gün çalışmanın erdemlerinden bahsedenler, ömürlerinde bir gün bile nasırlı elle yatağa girmemiş olanlardır. Sistem, yukarıdakilerin sadece oturarak kazandığı bir dünyada, aşağıdakileri daha çok çalışmaları gerektiğine ikna etmek üzerine kurulmuştur.
Cennete konmayı kim istemez? Melek gibi olmak, insan sevmek, cennette bir köşküm olsun demek. Gel gör ki dünyanın gerçeği başka: Koşullar kötü, insanlar alık! Yer yoktur ne barışa ne de aşka. Yeltenmek bunlara, şarlatanlık!
İnsan neyle yaşar? Ezmektir işin; insanı vurup, soyup, dövüp gırtlaklamak!
Bu dünyada rahat yaşamak için: Şart insana insanlıktan çıkmak!
İnsan bu gerçekten kaçınamaz: Kötülük yapmadan yaşanamaz!
Yeni bir şeyler yapmalı. İşlerim zor benim çünkü insanda acıma duygusunu uyandırmaktır görevim. İnsanları sarsan bazı şeyler de yok değil. Ama işin kötüsü, bunlar üst üste yaşanınca etkileri azalır. Çünkü insanın, kendi isteğiyle taş yürekli olmak gibi korkunç bir yeteneği vardır. Bir örnek vereyim: Sokağın köşesinde dikilen kolsuz bir adam görünce insan ilk seferinde irkilip adama on peni verir ama ikinci görüşünde zar zor beş peni verir ve aynı adamı üçüncü gördüğünde gözünü kırpmadan onu polise teslim eder. Manevi yardım araçlarında da durum aynıdır.