80 sayfalık minicik bir roman; hatta novella da diyebiliriz. Kitabın başında da yazıldığı üzere “Görünmeyen Döngü” serisinin birbirinden bağımsız romanlarından birisi bu kitap. Serinin Konfüçyüsçülüğü konu edinen bu kitabında Grand Hotel’in tuvalet bekçisi Bayan Ming baş karakterimiz. Kitapta adı hiç geçmeyen ancak anlatılanlardan Fransız bir iş adamı olduğunu bildiğimiz anlatıcı, oteldeki toplantılar esnasında her lavaboya gidişinde bu kadınla karşılaşır ve yavaş yavaş aralarında bir muhabbet gelişmeye başlar. Bayan Ming konuşkan bir kadındır ve iş adamına karşı oldukça açık yüreklilikle sahip olduğu on çocuğunu anlatır. Çin’in hızla yükselen nüfusu kontrol edebilmek için uyguladığı sert politikasına göre her aile sadece bir çocuk sahibi olabilmektedir. O halde Bayan Ming’in nasıl on çocuğu olabilmiştir?
…
İş adamı bu ufak tefek ve konuşkan kadının anlattıklarına inanmasa da onunla konuşmaktan büyük zevk alır. Kendi amaçsız hayatını sorgulamaya başlar. Bayan Ming’in, her çocuğu hakkında anlattığı her bir hikaye büyük dersler içerir; özellikle iş adamı için. Nitekim eserin sonunda anlattığı çocuklarından biriyle iş adamı da tanışır. Ne yani, yoksa bu kadının anlattığı her şey doğru mudur?
…
Bunun cevabını öğrenmek için 1-2 saatinizi ayırıp okumanız gerek :)
Hasta olan o değildi. Asıl hasta olan ve tedavi edilmesi gereken toplumdu. Toplum zayıfları korumak, yanlarında olmak yerine tıpkı yaşlı filleri bir başlarına ölüme terk eden fil sürüleri gibi onlara arkasını dönüyordu.
Büyükannemle büyükbabamın neyle suçlandığını bilmiyorum; zaten onların neyle suçlandığını kimsenin bildiğini de sanmıyorum; o terör zamanlarında, suçlular gerekiyordu, onlar oradaydı; eğitimli, kibar, kendilerini suçlu hissedecek kadar zeki.