Bu kavgada ben, hak için, gerçek için dövüşmek gerektiğini anlamıştım. Sizi dövenle dövüşmenin bir görev olduğunu da anlamıştım. İşte benim zaferim bu idi.
Başımın üzerinde yüksek, çok yüksek bir gökyüzü, çevremde uçsuz bucaksız bir düzlük vardı. Ve ben kendimi küçücük, yapayalnız, bilme nelerden kalkıp buralara düşmüş, sırtımda pamuk ipliğinden örülmüş bir kazak, ayağıma keten çizme, başımda ise yıkana yıkana rengini atmış bir kasketle pek zavallı görüyordum.
Her şeyi anlatacaktı ona. Bu kızıl elmayı tam ısıracağı zaman onu nasıl hatırladığını, nasıl onu düşünmeden edemediğini, hayatta karşılaşacağı iyi ve güzel olan her şeyi onunla paylaşmak, hep onun yanında olmak istediğini, onun da kendisiyle sevinmesini, ÇÜNKÜ İYİ VE GÜZEL OLANIN TADINA ANCAK O YANINDA OLURSA VARABİLECEĞİNİ...