Psikiyatri profesörü Kay Redfield Jamison, bu kitapta en zor şeyi yapıyor: Bilimsel olarak incelediği bir hastalığı, yani bipolar bozukluğu, kendi hayatının çıplak gerçekliğiyle birleştirerek anlatıyor. Hastalıkla mücadele eden biri olmanın ne demek olduğunu sadece gözlemci değil, bizzat yaşayan birinin ağzından okumak, insana başka bir kapı açıyor.
Mani dönemlerinin sınırsız enerjisi, parlak fikirleri, yükselişleri…
Ve ardından gelen çökmeler, intihar düşünceleri, hastane duvarları…
Hepsi öyle dürüst ve güçlü bir dille aktarılmış ki, yer yer sarsıyor, yer yer gözler doluyor.
Bu kitap, akıl hastalıklarına karşı toplumun kurduğu önyargıları parçalıyor:
“Zihni hasta olan insan, kişinin kendisi değil; o hastalığın misafiri sadece.”
Jamison, hem hastalığı profesyonelce açıklıyor, hem de kendi kırılganlığını saklamadan ortaya koyuyor. Bir doktorun “hasta” rolünde olabileceğini görmek, tıp dünyasının kusursuzluk zırhını da sorgulatıyor.
Okudukça insan anlıyor:
Zihin hem bir armağan, hem de bazen insanın kendi cehennemi olabilir.
Bu kitap, o cehennemde ışığı bulmaya çalışan herkes için bir rehber gibi.
Ruh sağlığına ilgi duyan, psikoloji okuyan ya da sadece insanı anlamak isteyen herkesin mutlaka okuması gereken, etkileyici ve cesur bir eser.