Vücudumuz havasız nasıl yaşayamazsa aşksız ruhun yaşamasına da öyle imkân yoktu. Fakat insanlar aşkın mahiyetini kaybetmişlerdi. Hürmet ettikleri, acıdıkları, yahut alıştıkları vücutları “seviyorum” zannediyorlardı. İşte bu yanlış zan, aşkın kıymetini düşürüyordu.
Hayalin tadı, acı hakikatlerden sonra ne derin duyulur! Şimdi bütün muhayyilesinin içindeki dikensiz, fırtınasız cihanda yapayalnız mesut yaşıyor, nihayetsiz hayallere dalarak yatağından çıkmak istemiyordu.