Doğa ve insanoğlu arasında biraz daha uzlaşı olması gerektiğini düşünüyorum. Gözlemlediğim kadarıyla, aksine, bizim büyük bir beceriyle inşa ettiğimiz şeyleri yerle bir ederek sıklıkla eğleniyor
doğa. Kasırgalar, depremler... Gel gelelim insanoğlu yenilgiyi kabul etmiyor. Azimle yeniden, yeni baştan inşa ediyor dikkafalı hayvancık! Her şeyi bir inşaat malzemesi olarak görüyor.
Ah, keşke aynı bir taş ya da bir bitki gibi var olduğumuzun bilincinde olmadan yaşasak! Kendi adımızı bile hatırlamasak! Şurada çimenlerin üzerine uzanıp ellerimizi ensemizde birleştirsek ve bembeyaz bulutların güneş doldurdukları yelkenleriyle masmavi gökyüzünde süzülüşlerini izlesek; tepelerde esen rüzgarın, ormandaki kestane ağaçlarının arasından geçerken çıkardığı gür uğultuları duysak.
Kendimi yaşarken göremeyişim nedeniyle kendime yabancı kalırken, başkaları beni görebiliyor ve tanıyabiliyordu -herkes bunu kendine özgü bir biçimde yapıyordu tabii.
Hiçbirimiz kendi görüntümüzü, kendi yaşımızı görmeyip, hepimiz karşımızda bir ayna varmışçasına, karşımızdakini görüyorduk. Hiç şüphe yok ki, birçok insan yaşlandığını keşfettiğinde benim kadar üzülmüyordu. Ama her şeyden önce, yaşlılık da ölüm gibidir. Bazıları ikisine de kayıtsız kalır; diğerlerinden daha cesur oldukları için değil, hayalgüçleri daha zayıf olduğu için.