tarçınlı sütlaç

tarçınlı sütlaç
@brutia
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Vardım, varım ya da olacağım; dilbilgisinin sorunudur bu, varoluşun değil. ... Nasıl olur da şu saate geçmiş ya da gelecek bir saatten daha fazla önem verilebilir? Uşakların içinde yaşadıkları yanılgı - zamanı benimseyen her insan da bir uşaktır-
Sayfa 62·Kitabı okudu

tarçınlı sütlaç

, bir kitap okudu
Puan vermedi·176 syf.·
2022 143. kitabı
Ünal Güner
8.1/10 · 842 okunma
Başlangıçta, ışığa doğru ilerlediğimizi sanırız; sonra o hedefsiz yürüyüşten yorulur ve kendimizi yere bırakırız: Gitgide yumuşayan toprak artık bizi taşımaz: Açılır. Güneşli bir sona götüren bir güzergahı boş yere izlemeye uğraşsakta içimizde ve altımızda koyu karanlıklar genleşir. Kaymamız sırasında bizi aydınlatacak hiçbir pırıltı olmaz: uçurum bizi çağırır ve onu dinleriz. Olmak istediğimiz her şey, hala üzerimizde durur. Vaktiyle zirvelere aşık olan, sonra da hayal kırıklığına uğrayan bizler, sonunda düşüşümüze canı yürekten bağlanırız; tuhaf bir infazın aletleri olarak, koyu karanlıkların sınırına, geceye bağlı alınyazımızın hudutlarına dokunma yanılsamasıyla büyülenerek, düşüşümüzü tamamlamak için acele ederiz. Ama yine de bu düşüş - bazı dinlenme anları dışında - görkemli ve lirik olmaktan uzaktır. Genellikle bir gece çirkefinin içine, ışık kadar vasat olan bir karanlığa saplanırız... Hayat artık alacakaranlık içinde bir uyuşukluktan pırıltılar ve gölgeler arasında bir cansızlıktan, o iç güneşin bir karikatüründen ibarettir yalnızca; o iç güneş ki bizi kendi dışımızdaki maddeden üstün olduğumuza haksız yere inandırır. Hiçten fazla olduğumuzu kanıtlayan hiçbir şey yoktur... Parıldamalarımız anlıktır; düşüşler kuralımızdır. Hayat her an çürümekte olandır; tekdüze bir ışık kaybı, gecenin içinde yavan bir dağılmadır; âsasız, hâlesiz, aylasız...
Sayfa 61·Kitabı okudu
Bu dünyada hiçbir şey yerini bulmuş değildir, başta bizzat dünya olmak üzere... Öyleyse insan adaletsizliğini seyrederken hiç şaşırmamak gerekir. Toplumun düzenini reddetmek de kabul etmek de aynı şekilde abestir: Onun iyi ve kötü yönde değişimlerine, ümitsiz bir tutuculukla maruz kalmaya mecburuz; tıpkı doğuma, aşka, iklime ve ölüme maruz kaldığımız gibi. Hayat yasalarının başında çürüme gelir: Kendi kalıntılarımıza, cansız nesnelerin kendi kalıntılarına olduklarından daha yakınızdır; onlardan önce pes ederiz ve yok edilmez gibi görünen yıldızların bakışları altında kaderimize doğru koşarız. Ama bizzat yıldızlarda, sadece yüreğimizin ciddiye aldığı, sonra da istihza noksanlığının kefaretini büyük acılarla ödediği bir evrenin içinde ufalanırlar. .. .... Kökü çağların başlangıcına dayanan bir girdabın içinde sürükleniriz; o girdabın düzen çehresine bürünmüş olması da, sadece bizi daha iyi kapıp sürüklemek içindir.
Sayfa 48·Kitabı okudu