“Keşke öyle bir hayat yaşamama izin verilseydi” dedi Minjun.
“Nasıl bir hayat?” diye sordu Youngju.
“Bir kereliğine olsun, akıp gittiği gibi yaşayabileceğim bir hayat. Sonrasında da hayalimi kovaladığım bir hayat. Son olarak, özlemini çektiğim, bana en çok uyacak hayat; keyif dolu olan.”
Hayat tek bir olayı ele alarak değerlendirilemeyecek kadar karmaşık ve kapsamlıydı. Sevdiğiniz işi yaparken mutsuz olabilir, sevmediğiniz işi yaparken önünüze çıkan başka bir fırsatla mutsuzluğu yenebilirdiniz. Yaşam çözümü zor ve çok yönlüydü. İş, yaşamın merkezinde epey önemli bir rol oynasa da, yaşamın içindeki mutluluk ve mutsuzluktan sorumlu değildi.
Sevdiği işi yapan herkes mutlu değil. Keyif aldığın işi güzel bir ortamda yaptığını düşün. Belki de ortamın daha önemli olduğu söylenebilir. Sevdiğin işi keyifle yapabileceğin bir ortama sahip değilsen, sevdiğim iş vazgeçmek istediğin bir işe dönüşür. O yüzden ‘Öncelikle sevdiğin işi bul, o zaman mutlaka mutlu olacaksın’ söylemi herkes için geçerli olmayabilir. Hatta bana kalırsa fazla naif bir düşünce.
Yaşamı kolaylaştıracak yöntemlerden bahseden insanlar, bu yöntemleri bilmeyen kişilere kıyasla hayatın içinde daha çok debelenen insanlardı. O kadar tükeniyorlardı ki, artık tükenmek istemedikleri için sürekli farklı yollar bulmaya çalışıyorlardı. Hayata katlanma yolları, yaşamaya devam etme yolları…