Kafamın içinde birbiriyle savaşan bin tane öfkeli savaşçı var ama bir tanesi ayrı duruyor. İşte o benim. Ama aynı zamanda tüm o öfkeli savaşçılar da hepsi de benim. Yine de ayrı duran ben, savaşı izliyor. İzliyor da izliyor. Ta ki yapacak tek bir şey kalana dek.
"Nedir o şey?"
E, gülmek tabii.
Babası yaşlanıyordu. Zamanın sillesi kendi yaralarına yenilerini ekliyor ve zavallı, yaşlı babası -hırpalanmış yüzüyle onuncu raunda doğru sendelerken- hiçbir şampiyonun sonsuza kadar ringde kalamayacağını acı bir biçimde fark ediyordu. Ne kadar uzun sürerse sürsün ölüm, tek bir dövüşü bile kaybetmemişti şimdiye kadar.
O kemer sıkma saçmalığının gerçekten de saçmalık olduğunu ikimiz de biliyoruz. Onca para buharlaşıp uçmadı değil mi? Hayır, para hâlâ var, hatta her zamankinden de fazla. Sadece artık o paranın çoğu küçük bir azınlığın, hatta birkaç kişinin elinde toplanmış durumda. Ve ne onlara ne de o paraya dokunabiliyoruz.
Şüphecilik alışkanlığı bazen insanın içine öylesine işler ki kibirli bir üstünlük hissinden gelen inadına bir inkâra dönüşür. Bu da bir insanda olabilecek en büyük kusura delalettir: Sabit fikirliliğe.