İnsan, içine serpildiği hakikati, başkaları için ne kadar tuhaf olursa olsun tabii sanıyor. Ben de sudan çıkmış balık, denizde doğmuş köstebektim ve bütün köstebeklerin suda, bütün balıkların karada yaşadığına inanıyor; nefesim kesildiğinde, herkesin nefesi kesilir, solumanın tabiatı böyledir zannediyordum.
Seyircisine nerede gülmesi gerektiğini hatırlatan dizilere bile katlanamazken, kendi hayatımı hangi duygular eşliğinde izleyeceğimi, nerelerde gözyaşı dökmem gerektiğini başkasından öğrenmek sefaletin daniskası değilse neydi?
İnsan yeterince uzun bakarsa, varlığını yutmaya talip olana bile kapılabiliyor. Kendini ona, onu kendine ait hissedip hücumunda teslimiyetçi erinçler bulabiliyor. Tanışıklığın sahtekâr konforu bu. Bu budalaca yalanı da, ona inanma ihtiyacını da nerede görsem tanırım.