En tipik şekli ile Kvaikutla kabilesinde görüldüğü gibi, potlaç büyük bir şenliktir. İki topluluktan biri büyük tantana ve her türlü merasimle, sırf kendi üstünlüğünü ispat etmek üzere ötekine bol bol hediyeler sunar. Yegâne ve aynı zamanda lüzumlu karşı hizmet, öbür tarafın da bir müddet sonra töreni tekrarlayıp katılanlara mümkün olan en büyük ölçüde ikram etmesinden ibarettir. Bu törenler onlara riayet eden kabilelerin bütün sosyal hayatına, kült, örf, âdet, hukuk ve sanatına nüfuz etmektedir. Doğum, evlenme, sünnet, dövme, mezar anıtının yapılması, bütün bunlar potlaç için bir vesiledir. Karşı taraf da daha gösterişli bir potlaç tertip etmeğe mecburdur. Eğer yapılmasını geciktirirse, namını, armasını, totemini, şerefini, sivil ve dinî haklarını kaybeder...
Potlaç sırasında üstünlük sırf hediyeler vermekle kazanılmayıp, kendi malını imha etmekle de ispat edilir. Çünkü, kişinin malsız da yaşayabileceğini ispat etmesi icap ediyor... Bu mesele her zaman bir yarış mahiyetini alır. Kabile reisi eğer bir bakır kazan kırar, bir örtü vs. yakarsa, karşı taraf da daha kıymetli veya hiç olmazsa aynı kıymette bir şey imha etmelidir. Sahibinin kendi malını gönül rahatıyla imha etmesinin zirvesini teşkil eden böyle ölçüsüz cömertlik yarışlarının izlerine bütün dünyada rastlanmaktadır.
Ek not:
Ruth Benedict, potlaç'a farklı bir açılımdan yaklaşarak potlaç'ı saplantılı statü açlığı olarak tanımlıyor.
Potlaçta verme karşıdakinin doygunluk sınırını aştıkça telef etme gösterisine dönüşür. Klasik ekonomi literatüründeki bir prensibi canlandırıyor bu durum.
Vermek, tüketmeyi körükler, tüketim yeniden üretimi canlandırır.