sabah onun üstünde nihal,
görüyor musun?
gözleri akşamdan kalma,
neredeyse camdan atlayacaklar.
radyolar rahat bırakmıyor onu,
koşarak susturmaya gitti belki,
hem öyle seziyorum.
üstünde bir yaşamak izi olsun diye
kahveye bürünmüş.
toprak çekiyor onu nihal;
tut ellerinden, ne olursun.
ellerinden tut,
zira elleri tutamayacak onu.
bugün bir kadın...
üstünde koyu kahveye çalan bir bluz, elinde de ne olduğunu tam olarak kavrayamadığım bir tütün çeşidi... usul usul pencereyi açtı önce, tütününü yaktı, uzun uzun çekti içine. birden elleri boşluğa düştü, -en azından görünen kısmı buydu- sonrasında da sigarasını kenara sürtüp alelacele söndürdü. bir teslimiyetin sükunetiyle korkunun verdiği telaş birbiriyle kavga ediyor gibiydi sanki o an için. daha sonra sanki biri onu öldürecekmişcesine pencereyi kapatıp içeriye hızla dönüverdi. şiire dökmeye çok çalıştım açıkçası. ancak bu aralar epey hissiz olduğumdan mıdır bilmem dökemedim bir türlü. kafasında ne vardı öğrenemeyeceğim hiçbir zaman evet ama ellerinin titremesini bizzat gördüğümden bir sırtını sıvazlamak isterdim, en azından sebebiyle hemhal olmak isterdim. umarım iyidir şimdi ve yine elleri titremiyordur...