"Tahammül mülkünü yıktın Hülagü Han mısın kafir" diye haykırırken daha uzaklardan, Boğaziçi'nin durgun gecelerinde suları döven bir uskur sesi gibi davulun gümbürtüsü, vakit vakit duyuluyordu.
Benim kanımı, iliğimi, etimi, kemiğimi bu topraklar besler, vallahi bu topraklar besler; ben anca onun hakkını vermeye çalışıyorum. Anlıyor musun Hristo, toprağa borçluyuz biz, Türk atlarının nalları ezmedikçe onu, Toprak bize küskün kalır, anlıyor musun Hristo? Al bayrağın gölgesi düşmedikçe üstüne, toprak bize küskün kalır.
- Biliyor musun ahiretlik; kendini öyle harcıyorsun ki gebersen ağzına su veren olmayacak; ne İsa'ya yaranacaksın ne Musa'ya...
- Muhammed'e yaranayım, yeter!.. İçimde bir his var, ben kaybettikçe... Batı Trakya kazanacak gibi... Tam söyleyemiyorum amma öyle bir şey işte.
Jandarmalar, ölünün çevresine toplanmışlardı, kimse dokunmaya cesaret edemiyordu. Yol açtılar, senin kucağına aldı hocayı, ölüler ağır olurmuş, zorlandığı nokta kalktı, hocanın Bir gözü açıktı, ağzından kan sızmış olmalı bir gün sakalı yol yol ala boyanmış!.. " Rüyasını bile gördüm öleceğimin" demişti Bekir'e " Hem pek öyle ecel gibi değil."