evden çıktım, söz çarptı yüzüme
her yerde ve her an söz.
kulak verdim sokağa söz,
biteviye söz insanlarda
akşama düğüne gider gibi
süsleniyorlar dudaklar da.
bilmem bu kadar
konuşulur muydu genede
insan yüreği bir matbaa olsa
ve hissedileni metin halinde
muhatabına verse...
durup apartmanlara baktım,
sözden grileşmiş duvarları.
caddeler gri, deniz gri,
gri insan suratları!
iliklerimizi iğneleyen şüpheyle
yaşıyoruz gri bir çağı
izmaritini atıyor yere meczup
çevrecinin teki tepkili:
-kirletme diyor sokakları!
meczup gri gökyüzüne bakıyor
ve sanırım şöyle diyor, sözsüz:
-eğer edilen yalanlardan fazla
kirletiyorsa seni bir izmarit,
kirletiyorsam seni ey dünya,
durma, ellerini yıka.
kadınlar ne kadar güzel, tanrım,
kadınlar ne kadar tatlı,
bilmezdim saadetini dünyanın
kadınlar bana anlattı.
kadınsız kıymetimi var şu sofraların,
kadınlar yemeklerin biberi, tuzu,
çalışmışız, yorulmuşuz ne çıkar,
yeterki dilsinler karpuzumuzu.
şehirlerde yalnız ne yapardık biz,
ne yapardık bir gün öpmesek onları?
merhametin ne büyükmüş tanrım,
yaratmışsın kadınları.
dünyayı farklı algılıyordum
çiçekleri ve kuşları düşünüyordum yalnızca
evreni yüreğim denli sanır ve
koşardım sokakları pervasızca
en absürt hülyam tusubasa olmaktı
deli saçması goller atan
olmadık düşlerimin makulü
bir filmdeki çocuğu oynardım simit satan
bu hayaller üzre gidiyordu çocukluğum
sokağın tekinde bir toka buldum
verdim onu yağmurlu gündü
evimize gelen kıza
o an çocuk değildim artık, anladım;
çünkü aşk yüzünden ağladım
Hayat böyledir işte...
Hep başkalaştırır insanı,
Hep ötekileştirir.
Muamelesi başka başkadır her birine,
Ve bu aşkta da böyledir.
Sen birini seversin,o başkasını.
Biri seni sever,sen başkasını.