Dedektif Öyküleri - 2
"Detektif öyküleri, sık sık metinsellikle olay örgüsü arasında doğrudan bir bağlantı sergiler. Örneğin yine Edgar Allan Poe'nun 'The Gold-Bug (Altın Böcek: 1843) öyküsünde sorunun anahtarı yalnız Legrand'ın zihninde değil, gizli hazinenin yerini gösteren haritanın şifresini içeren metindedir. Legrand'ın doğrudan çözdüğü ilk sorun varoluşsal değil (Hazine nerede?) metinseldir (Metin nasıl yorumlanacak?). Metinsel sorun çözülünce her şey çözülmüş olur. Poe'nun bu öyküsündeki metnin, elyazması olmasına karşın, şifrenin yalnızca alfabe harflerinden değil, elyazmasından ziyade matbaada rastlanan bol noktalama işaretlerinden oluşturulmuş olduğunu Thomas J. Farrell, bana bizzat hatırlatmıştır. Böylece Poe'nun kullandığı noktalama işaretleri, söylenebilen ses birimlerinin yerini tutmadığı için, alfabeye oranla sözlü gelenekten çok daha uzaktır."
Sayfa 176 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Sahaf Amca
" Bilir misin evlat, a harfi neden ilk sıradadır? Arapça elif, Yunanca alfa, İbranice alef hep aynı mana ile A harfine tekabül eder. Vaktiyle Fenikeliler, bu harfi resim yazılardan türetmişler." "Peki amca, bu harflerin benim adımla ne ilgisi olabilir ki?" diyerek hevesini gidermek ister Buğra. " Çünkü evlat, bu harfler öküz başı, sığır başı, boğa başını betimler. Dolayısıyla bu yüzden alfabelerin en önünde yer alırlar. Bütün harflerin başıdır, lideridir ve reisidir. Senin adındaki Buğra'nın manası da baş olmaya vurgudur. Buğ ve boğ, eski yazılarımızda aynı şekilde yazılır ve baş olmaya vurgudur. Nasıl ki alfabelerde birçok harf vardır, gel gör ki içlerinden bir tanesi baş yani buğ'dur. Mesela Boğ-aç Han, Buğ-ra Han ve hatta Timur'un kumandanlarından İsen Bug-a'nın adı da muhtemelen buradan gelir.
Sayfa 34·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Göktürk, Uygur ve Elifba yazımında buğ ve boğ biçiminde okunuyor. Yani buğ ve boğ, farklı iki biçimde yazılmıyor. Bir biçimde yazılıyor ve her iki biçimde okunabiliyor. Buğ ve boğ köküyle başlayan bütün kelimeleri bulalım. Ortaya inanılmaz bir tablo çıkar. Çünkü, buğ ve boğ köküyle başlayan bütün kelimelerin, özellikle baş olana ve başta olana yapılan bir vurgu olduğu görülür. Misal, Buğrahan her ne kadar hükümdar adıyla akıllara gelse de Hanların Başhanı demek doğru olsa gerek. Buna mukabil, Buğraalp adının da aynı dokunuşla Alplerin Başı biçiminde belirtebiliriz. Buğra, boğa, erkek deve, turna kuşu gibi manalar ile de karşımıza çıkar.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Bugün ' baş' nedir diye sorulsa, hemen hemen herkes anlamını bilir ve mantıklı açıklamalar getirir. Nihayetinde öyle veya böyle 'baş' tabirine, kayda değer yanıtlar duyarız ve buluruz. Peki " Buğ nedir?" sorusuna sizce/bizce kaç kişi, elle tutulabilir, gözle görülebilir mana getirebilir? " Başbuğ ne demektir?" sorusuna bakıldığında, sözlüklerde ve halk dilinde, ekseriyetle şu yanıtları görüyoruz. Başkomutan, komutan, başkan, önder, reis, lider, bey..
Sayfa 32·Kitabı okudu
İngiltere'nin kuzeyinde hayaletlere boggart [öcü] denir. Keltçe hayalet anlamına gelen bug sözünden türemiştir ve bug-bear [umacı], bogeyman [öcü] gibi daha çok bilinen kullanım-ları vardır. Kernevek gulyabanisi, şakacı peri Bucca ile Shakespeare'in Puck karakterinde de vardır. Musallat oldukları kişileri çimdikleme ya da ısırma alışkanlıkları ve kurbanlarının ya-taklarına girme âdetleri vardı. Bazen karyolayı sallar ya da ıskartaya ayrılmış giysilerin arasında gezinip hışırtılı sesler çıkarırlardı. Daha fenası, uyuyan bebekleri kaptıkları gibi dışarıdaki taşların üzerine bırakırlardı. Alderdale yakınlarındaki Thackergate'de görülen bir öcü, insanların aklını başından alırmış. Öcüler kötü bir ölümün yaşandığı yerlere musallat olurdu. Öcü görmüşseniz, yanınızdaki kişiye dokunduğunuzda öcünün görünür hale geldiği söylenirdi. Bu hayaletleri uzaklaştırmanın tek yolu ateşti; alevler onları yok ediyor veya kaçırıyordu
Sayfa 18
Çok sayıdaki bilim adamının (E.Eyhvald, Z. Yampolsky, vd) görüşüne göre, Herodot tarafından zikredilen İskit kabilelerinin - lirkler ve Türragetler- ismi "Türk" isminin bozulmuş şekille-ridirler. Bazı İskit kabileleri gibi onlar da, Türk dilli idiler (Yam-polsky, 1966, s. 63, 1970, s. 10-11). Strabon, Pomponius Mela, Pliny (M.S. I. Yüzyıl) de, Herodot'un sözünü ettiği yerlerde ya-şamış olan Türklerden, Türragetlerden, Turklar'dan bahsetmiş-lerdir (Antiçnıye İstoçniki/ Antik kaynaklar", 1990, s. 100, 108). M.S. V. Yüzyıl Bizans tarihçisi Zosimus, Hunlar hakkında şunları yazmaktadır: "Bazıları bu halkı "Unnı" olarak adlandırı-yorlar; diğerleri, bunları Kralı İskitler diye adlandırmak gerekti-ğini söylüyorlar; Herodot da bu "basık burunlu" halkın Istros [Tuna] boyunda yaşadığını söylemektedir." (Gan, 1884, s. 199). Eski dönem yazarlarının bu bilgileriyle bağlantılı olarak M.S. I. Yüzyılda Güney Bug'da Ptolemaeus tarafından tasvir edilen at eti yiyen - Sarmatlarn mezarları büyük önem kazan-maktadır. O mezarlarda bağdaş kurup oturan doğu tipine ait erkek figürünün tasvir edildiği, ok şeklinde kaşlarıyla - kabart-ma gözbebeğiyle çekik gözlü heykelcikler bulunmuştur. Geniş kanatlar burnu kolayca basıklaştırmaktadır." (Kovpanenbo 1986, s. 67-71).
Sayfa 74·Kitabı okudu