(...) Her ne kadar, kavram, (hesablaşma) TDK lûgatında olanca kuvvetiyle ifade edilememiş olsa da -bu da garib ve Türkiye’ye mahsus bir hâl olsa gerektir-, onun dilimizde pek canlı ve bir o kadar da can alıcı bir yere sahib olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu dar ve kısır hâliyle bile, bize, hem kendi hurafe ve kaybedilmiş hikmetlerimizin dâvasını, hem hasımlarımızın bugüne dek fikir hayatımız üzerinde işledikleri cinayetlerin hesabını sorma dâvasını, hem de dünyalar arası muhasebe davasını tedâî edebiliyor.
“Hesablaşma” kavramını tefekkür sahasında bir anahtar olarak görüyor, bu anahtarla açacağımız kapının ardında bir “tenevvür-aydınlanma” hazinesi buluyoruz. Ve anlıyoruz ki, dünya çapında bir fikir hesablaşması yaşanmadan, “Anadolu Kültür İnkılâbı” doğmayacak, “Fikir Çağı-İBDA Çağı”nı milletçe ıskalamış olacağız!
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1996), -ANADOLU KÜLTÜR İNKILÂBI SÜRECİNDE TEORİK DİL, TEORİK DÜŞÜNCE ve TENKİD ŞUURU-