– Siz hiç izlediniz mi sahnede Cem Yılmaz'ı?
– Cem Yılmaz'ı izledim, çok da beğendim, gayet de güzeldi. İlk çıktığı zaman seyrettim, zaten zannediyorum ki ilk meddahı da Cem Yılmaz benden izledi. Daha o meddah değilken Leman dergisinin bir yeri vardı Beyoğlu'nda, Tuncel Kurtiz bir gün beni oraya çağırdı. Tuncel orada şov yapıyordu. Cem Yılmaz da oranın müdavimiydi, Leman dergisine karikatür çiziyordu. Herkes oradaydı. Ben de oraya gittim, hatta tekila içiyordum, Tuncel bir ara beni sahneye çağırdı. Ben oraya çıktım. O sıralar bir şarkı vardı "bandıra bandıra ye beni" diye. Yonca Evcimik söylüyordu, o şarkıdan bahsediliyordu. Toplumda da tartışma çıkmıştı, gazeteler, "Böyle müstehcen şarkı olur mu? 'Bandıra bandıra ye beni' ne demek? Ayıp değil mi? Müstehcenlik" falan diyorlardı. Ben de çıktım dedim ki, "Bu ne saçma şey, 'bandıra bandıra ye beni' yahut yapılan türküler, şarkılar bugüne mahsus değil. Taa bizim geleneğimizden bugüne kadar şarkılarımız müstehcendir. Kantolar müstehcendir, Çingene kantolarıdır. Baştan aşağı türkülerimizde, Anadolu kültüründe hep müstehcenlik vardır. Araştır-dığın zaman, bakarsan müstehcen gelir ama bakışına bağlı senin. Mesela ne bileyim öyle kantolar var ki 'a be koca neyine de güvendin, eskime püsküme, önündeki küsküme güvendin de evlendin / a be karı neyine de güvendin de evlendin, hapuruma hupuruma, önümdeki çukuruma, güvendim de evlendim. Zım papa papa pa...' böyle böyle şarkılar söylüyorlardı" diye başladım anlatmaya. "Ya bunlar dolu" diye bir sürü sıraladım, bir de kantoları söyledim...
– Gösteri yaptınız yani sahnede.
– Tabii, orada sahnedeyken. Ben bir aldım sazı elime orası yıkıldı, birbirine girdi. Cem Yılmaz da oradaydı işte. Sonra beni hediyelerle bilmem nelerle yolladılar, "Her hafta gelir misin" dediler. "Ben bir defa