(...) “Tilki Günlüğü” bize şu sırrı da fısıldar: “Sin iki kişi demektir”… Bu söz, aklımıza ilk olarak “Sin” harfini getirir. Sin harfinin ebced değeri 60’tır ve 60 da, Kusto Lûgatine göre, “iki ışık” ve “iki âşık”tır… Sin, İbranice’de 21’inci harf olup, sembolü “tilki”dir. İbranice’de bu harf, Arabça’daki “He” harfini andırır şekilde “iki yüzlü”dür. Yahudi ahlâkında bu durum, kendi ikiyüzlülüğünü, kendi münafıklığını kendi sırtında taşıyan bir mânâya işaret olsa gerektir. Nitekim Yahudiler, ikiyüzlülüğün, başka türlü görünüp başka türlü olmanın tarihî timsâlleri olmuşlardır.
Bu mânânın bir başka köşesinde de, Mevlânâ Hazretleri’nin, tilki satan bir Türkmen’e teveccüh ve tebessümleri vardır. Türkmen, sattığı tilkiden bahisle “dilgu, dilgu” diye bağırıyordu. Bunu duyunca Mevlânâ Hazretleri durmuşlar, tebessümle Türkmen’e yönelmişler ve “dil kû, dil nerede, gönül nerede?” şeklinde mukabelede bulunmuşlardı. Dil kû, Farsça’da “gönül nerede?” demekti. Burada hem “gönül”e -ki Şems-i Tebrizî idi-, hem “dil”e -ki henüz emekleme devrinde bir Türkçe idi-, hem de “tilki”ye -ki istikbâle dair bir mânâ idi- işaret vardı.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 3, Temmuz 1996, Halil Naşid imzasıyla), Tasavvuf Yoluna Dair Deneme