Göğüs kafesimin içine kurulmuş, yelkovanı akrebine küs bir saat var sanki; tik takları kulaklarımı sağır ediyor ama benden başka kimse duymuyor. Omuzlarımda, gökyüzünü tek başına taşımaya mahkum edilmiş mitolojik bir kahramanın yorgunluğu... Dışarıdan baksanız pürüzsüz, sakin bir göl gibiyim; ama içimde görünmez fırtınalar kopuyor, fay hatları kırılıyor. En çok da, her an tuzla buz olacakmış gibi hissedip, kimseye o çatlakları belli etmemek için gülümsediğimde yoruluyorum. Hayat, görünmez bir sarmaşığın her nefeste kaburgalarımı biraz daha sıkması gibi bugünlerde.