O gün, o da benimle aynı şeyleri düşünmemiş olsa, bunca yıl hayatımda var olmamasına rağmen her gün onu düşünür müydüm? Belki de suskunluğun kelimelerini ben kendimce yorumladım, belki bir daha onun aklına bile gelmedim. Gelmiş olsaydım gider miydi?
Ama savaşı gerçekten yaşayan birinin savaşa maruz kalan insanları anlaması imkan dahilinde mi? Savaşı ve yıkımı birebir yaşayan bir çocuk artık mutlu bir çocuk olabilir miydi? O çocuğun yaralarını kim nasıl sarabilirdi? Biraz yüksek bir ses duyduğunda Najip'in bile kalbi hala korkudan güm güm atarken küçük bir çocuğun kalbini onarmak mümkün müydü?
Savaş bir yıkımdı, ölümdü. Silah tüccarlarının, devletlerin raf ömrü dolmak üzere olan silahlarını yenilemelerini sağlayabilmek için bahaneler yaratmalarıydı. El altından tüm ülkelerdeki radikal gruplara silah sağlayıp onları çoğu zaman sahte saldırılarla kışkırtıp karışıklık çıkartmalarıydı. Her şeye hakkı olduğunu düşünen bazı ülkelerin kahraman edasıyla bu yönetilemeyen ülkeleri sadece kendilerinin kurtarabileceğini halklarına ve dünyaya inandırıp ve bunu sadece insanlık adına yaptıkları yalanlarını uydurarak milyon dolarlık silahların satılmasını sağlamaktı. Hatta kullanılması yasak olan silahların el altından bu kurban ülke halklarının üzerinde denenmesi ile yeni silahlar geliştirebilmekti. Savaş sadece silah tüccarları şirketlerin ve yine silah tüccarı olan sözde barışçıl devletlerin kasalarını doldurmaktı. Savaş para demekti. Savaşın tek galibi bu tüccarlardı. Para dışında olanlar; demokrasi, özgürlük, insan hakları hiç kimsenin umurunda değildi.