Kitap okumak sonsuz okyanuslardan yüzmek gibi ve bu yolculuğun sonu yok. Yetişmem gereken kitaplarla dolu milyonlarca otobüs var. Okudukça güçleniyorum.
Merhaba sevgili okurlar, size bugün Kadınlar Ülkesi ile geldim. Sevgili Gilman güzel bir kitap yazmış.
Hala günümüzde kadın hakları, kadının yaşamdaki yeri, kadının gücü kısaca kadın başlığı altında çok şey konuşup tartışılıyor. Uzun yıllardır böylece devam ediyor.
Eski zamanlarda daha zor olan yaşam koşulları şimdi daha mı kolay hayır veya evet bu tartışmaya açık bir konu. Uzun uzun yazsam buraya sığmaz ve günlerce hatta yıllarca konuşulur bu konu. Gelelim kitabımıza.
Yüzyıllar evvel bir ülkede yaşananlardan ötürü erkek soyu tükeniyor. Sadece kadınların kalmasıyla kendilerini güzel ve sağlıklı yaşam ortamı kurmak için kadınlar el birliğiyle çalışıyor. Dış dünyadan kopuk yaşıyorlar. Tek akrabaları ülkedeki kadınlar. Gel zaman git zaman çiftleşme olmadan doğum ve nüfus artımı gerçekleşmiyor. Öyle bir an geliyor ki bir kadın kendiliğinden hamile kalıyor ve özel bir simge haline geliyor. Ve zamanla kadınlar eşeysiz üremeye başlıyor. Bu ülkede her şey onlara ait. 'ANA" olmak onların bildiği tek şey. Eğitimleri, bilimleri, yaşayışları, dinleri zamanla şekilleniyor.
Kadınlar ülkesinde en sevdiğim olay kıskançlık,fesatlık gibi bu ve türevlerinin olmadığı hepsi birbirinin kardeşi, annesi, çocuğu haline geliyor. Bir gün ülkeye araştırmak adına üç erkek geliyor. Onları medeni bir şekilde karşılıyorlar, ülkeyi gezdiriyorlar, dillerini öğretiyorlar, dış dünya hakkında bilgi topluyorlar. Öğreniyorlar ve öğretiyorlar.
Terry burada günümüz erkek tipi anlayışlarının bir örneği mesela. Asla kabul etmek istemiyor. Erkek olmadan hamileliğin var oluşu, onların saf düşünceleri ve en önemlisi akıl ve mantık ilkesinde hareket etmeleri çileden çıkarıyor. Yüzyıllardır kadın kadına yaşanmış bu ülkede elbetteki cilve, seks gbi eylemlerin körelmesidir. En yüksek yaşadığı duygu anaçlıktır.
Her