Hep Eksik, Hasret’in hikâyesiyle başlıyor ama aslında hepimizin zaman zaman yaşadığı bir duyguyu anlatıyor.
Hasret, çocukluğundan beri maddi imkânsızlıkların, görülmeme hissinin ve özgüven eksikliğinin içinde büyüyor. Özlem’e duyduğu hayranlık ve kıyaslama duygusu da zamanla onun hayatını şekillendirmeye başlıyor. Bu eksiklik hissi öyle büyüyor ki artık sadece bir duygu olmaktan çıkıp karakterinin bir parçasına dönüşüyor.
Kitabı okurken Hasret’e hem üzüldüm hem de zaman zaman kızdım.
Üzüldüm, çünkü çocukluğundan taşıdığı yaralar onun kendine bakışını derinden etkilemişti.
Kızdım, çünkü hayatına giren güzellikleri, fırsatları ve mutlu olabileceği anları çoğu zaman göremedi. Sürekli sahip olmadıklarına odaklanırken elindekileri kaçırdı.
Bence kitabın en güçlü yanı da burada.
Hasret’in asıl eksiği para, başarı ya da aşk değildi. Kendini olduğu haliyle değerli görebilmekti.
Kitap boyunca şunu düşündüm:
Bazı eksiklikler bizi geliştirebilir, bize hedef verebilir. Ama bazen de eksiklik hissine o kadar tutunuruz ki hayatımızdaki güzel şeyleri göremez hale geliriz.
Kitabı bitirdiğimde bende kalan duygu şu oldu:
Herkesin bir eksiği vardır. Ama hayat, o eksikleri tamamlamayı beklerken kaçırılmayacak kadar değerlidir.