Ayrıldıktan sonra işte ilk kez karşı karşıyaydılar. Bir şeyler söylemeye çalışıyordu ona kadın. Ama prens bir şey söylemeden bakıyordu onun yüzüne. Kalbi dopdoluydu, acıyla sızlıyordu. Ah, daha sonra prens hiç unutmayacaktı bu karşılaşmayı, hatırladıkça da aynı sızıyı hissedecekti kalbinde.
Haritasız ve dümensiz kalmış, gideceği limanı olmayan bir gemiydi. Kendini akıntıya bırakıp sürüklenmek, en azından hareket etmek, hayatta kalmak demekti ki içini acıtan şey de zaten buydu; yaşamak.