Benim için okumak, "aydın" dediğimiz kesimin bu konudaki anlayışının çok üstündeydi.
Durup dinlenmeden, harf harf, satır satır kitap "okuyan", yine de "okumuş" diyemeyeceğim birçok kişi tanıdım. Birçok bilgi edinirler ancak beyinleri bu bilgileri belli bir temele göre derleyip düzene koyamaz. Okudukları içinde değerli olanı değersiz olandan ayırma, hatta gereksiz olanları hiç okumama yeteneğinden yoksundurlar. Gereksiz bilgileri de bir yük gibi kafaları içinde taşırlar. Bu nedenle okumak; öncelikle amaç değil, herkes için yeteneklerin çizmiş olduğu çerçeveyi doldurma aracıdır.
...
Burada daha iyi bir durumda yaşamayı hedefleyen iki yol olduğunu daha o zamandan biliyordum.
İlki; köklü bir sosyal sorumluluk duygusu oluşturarak gelişmemizin temellerini sağlamlaştırmak, ikincisi; ıslahı mümkün olmayan çocukları sert bir kararla yok etmek.
Tıpkı doğanın en büyük dikkatini var olanın devamına değil, türünün taşıyıcısı olarak yeni neslin gelişmesine vermesi gibi, insan yaşamında da kötü kişiyi yapay bir şekilde soylulaştırmak yaradılışına yüzde doksan dokuz terstir. Bunun için sağlıklı olanı başlangıçtan itibaren güvenceye almak gerekir. Sosyal faaliyetin; gülünç ve amaçsız bir refah yaşamını devam ettirmek yerine, insanın yozlaşmasına neden olan ya da en azından buna teşvik eden ekonomik ve kültürel eksiklikleri bertaraf etmek olduğunu, henüz Viyana'da verdiğim varoluş savaşında anlamıştım.