İnsanın hayat için anlam arayışı ve bir cevap bulma ihtiyacı, zayıflığını görmesi, bazen onu yoldan çıkarır; bazen doğru yola yönlendirir ve bazen ona bilinç yolu açar... İşte şu ayet ne kadar da manidardır: "Ey insan! Şüphesiz sen Rabbine ulaşmak üzere çaba üstüne çaba göstermektesin; nihayet O'na varacaksın." (İnşikak,84/6)
Abdülkadir Geylanî Hazretleri'nin dediği gibi: “İman, gaybın ufuklarından, Allah'ın rahmetini istediğine ulaştırmak üzere, kulun kalp ağacına konup güzel nağmeler terennüm eden bir kuş gibidir...”
“Allah'ın sana verdiğinden ahireti kazanmaya çalış ve dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara ihsanda bulun.”(Kasas,28/77) İşte İslam budur. Tecellisi ayette ortaya çıkan hayat felsefesi, insanın içinde yaşadığı bu dünyadan nasibini ihmal etmeden almasını, bunun yanında da hayra hizmetle, ihsan ve iyilikle yaşamasını ön görüyor, lakin minnet olarak değil, bir borç olarak... Şu hâlde insan, dünyayı alay konusu olarak görebilir mi?