Efendimiz'in bildirdiği üzere, hataları örtmenin kişinin kendisine dönen uhrevî neticeleri vardır. Kusurları örtmek, şahsiyetteki izzetin bir sonucudur. Gıybet, tecessüs, kusur arama ve intikam gibi izzete aykırı hâller ise insanın bu mertebeye ulaşmasının önündeki en büyük engellerdir. Bizi “hataları örten" olabilmekten alıkoyan şey, başkalarının kusurlarının büyüklüğü değil, kendi ahlâkımızın noksanlığıdır.
Dünyayı azaltmak, dünyaya düşkünlüğümüzü azaltmaktır. Dünyalığı, dünyanın ötesi için kullanmayı öğrenmektir. Bu dünyalık dediğimiz şey ise yalnızca maddi imkânlardan ibaret değildir; beden gücümüz, gençliğimiz, aklımız, bilgimiz, vaktimiz gibi bu dünyanın bize sunduğu bütün imkânları kapsar.
Efendimiz Aleyhisselam, bizden dünyayı terk etmemizi ya da nefsimizi öldürmemizi istemedi. Fakat dünyaya ve nefse yenik düşmemek için daima uyanık olmamızı; onların bize verdiği gücü kullanarak ahiretimizi inşa etmemizi istedi. Bizim için en çok korktuğu şey, dünyanın önümüze serilmesi ve bizim de onun içine dalmamızdı. O, dünyanın önümüze serilmesini istedi fakat bize hâkim olarak değil, bizim ona hâkim olmamız şartıyla.
Bizler, bir bütünün ayrılmaz parçalarıyız. Bedenlerimiz ve ruhlarımız ortak bir özü taşırken, fikirlerimizin neden farklılaştığını hiç düşündünüz mü? Bu farklılık; kuşkusuz, bir imtihan dünyasında yaşıyor olmamızdan kaynaklanır. Çünkü insana bahşedilen irade ve ona yol gösteren akıl, hayatımızın istikametini belirliyor. Seçimlerimiz, akıbetimizi belirliyor.